TARİH SAYFASI

SUDAN’LI ZENCİ MUSA

SUDAN’LI ZENCİ MUSA

(1880-1919)

“Her teklif herkese yapılmaz. Bu teklif beni rencide eder. Benim devletim Osmanlıdır. Bayrağım ay yıldızlı bayraktır. Komutanım Eşref Bey’dir. Bu iş bitmedi. Sizinle mücadelemiz devam edecek.” 

Tarih her zaman büyük kralları, güçlü komutanları anlatmaz bize. Anlatılanların içinde bizi en çok da yüreğinden, idealinden, adanmışlığından başka hiçbir şeyi olmayan kahramanların sımsıcak öyküleri sarıp sarmalar. Tek başına tarihi omuzlayan kavi omuzlar… Ömrünü inandığı değerler uğruna harcamaktan sakınmayan yiğitler… Ve ömürlerini feda ettikleri yolda hiçbir kazanç beklemeyen iman erleri… Belki de tarih, uzun yürüyüşünü bu adanmışlarla sürdürür. Ve geriye bir tek bu yiğitlerin yüreğimizde bıraktığı o namütenahi rüzgârlar, İnsanlığa verdikleri o ulvi ders kalır geride.

Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarıdır. Her cephede savaş vardır. Kahraman Türk askeri yedi düvele karşı ve sırtından vurup İngilizlerle işbirliği yapan Arap ve Bedevi kabilelerine karşı savaş vermektedir. İşte bu cephelerde savaşan sayısız kahramanlardan birisi de Sudan’ lı zenci Musa’dır. Hicaz, Yemen, Libya, Trakya, Kudüs,  Çanakkale cephelerinde Devlet-i ali için savaşmış bir Kahraman.

ZENCİ MUSA KİMDİR?

Aslen Sudanlı olan Musa, 1880 yılında Girit’te, bir Türk mahallesinde dünyaya gelir. Kahire’de yaşayıp Osmanlı’ya sadakatle bağlı olan dedesi, küçük yaşlarda Musa’yı yanına alır ve onu dinine bağlı bir mümin, devletine bağlı bir nefer olarak yetiştirir. Zenci Musa, doğduğunda Sudan’daki hiçbir çocuğa benzemiyordu. İri cüsseli ve siyah tenliydi, bu yüzden ona Sudanlı Zenci Musa diyorlardı. Onun yetiştiği dönem Osmanlı’nın ölüm kalım mücadelesi verdiği zamanlardı. Osmanlı nerede savaşıyorsa Zenci Musa da oradaydı.

1911 yılında İtalyanların Libya’yı işgali sırasında gönüllü Osmanlı askeri olarak Libya’ya gidip Şeyh Senusi’ nin direnişine katılır. Zenci Musa Libya’da Kuşçubaşı Eşref’le tanışır ve birbirlerinden neredeyse hiç ayrılmazlar. Kuşçubaşı’nın emir eridir. Kuşçubaşı’yı adeta baba beller. Libya’daki mücadeleden sonra Batı Trakya Cumhuriyeti’nin kurulduğu ve Edirne’nin tekrar alındığı savaşın en öndeki kahramanlarındandır. Baş döndürücü bir hızla her yerde görünen, savaşan bir akıncı gibidir. Bulgar Çetelerine karşı Eşref bey ile birlikte büyük mücadelenin içinde bulunur ve Edirne’nin kurtuluşuna katkıda bulunur. Tarih deki ilk Türk cumhuriyeti olan Batı Trakya Türk cumhuriyetin kuran kadronun içinde yer alır Musa. Sina cephesinde İngilizlere karşı gayri nizami harp içinde bulundu. Kuşcubaşı Eşref bey ile birlikte birinci kanal seferine katıldı. Necid bölgesindeki arp aşiretlerinin bağlılığını sağlamak için oluşturulan heyetin içerisinde oda vardı. Mehmet Akif ile de burada tanıştı.

Cihat ilan edilmiş, Çanakkale cephesi açılmıştır. 19. Tümen’in Sudanlı ve Araplardan kurulmuş 77. Alay’ına katılır. Savaşın ikinci ve üçüncü geceleri (26 ve 27 Nisan) alayın İngiliz gemilerinin top atışlarıyla bozguna uğraması sonucu Arıburnu cephesinden geriye çekilirler. Buna sinirlenen Musa, 19. Tümen’den ayrılarak Esat Paşa’nın Kolordu karargâhına gider. Savaşın kızıştığı dönemde borazancılar da bir bir vurularak şehit olur. Birçok konuda kabiliyetli olan Zenci Musa, borazancı yetiştirip alaylarına gönderir.

YEMEN’DEKİ ASKERLERİMİZE ULAŞTIRMAK ÜZERE 300 BİN ALTINI İNGİLİZLERDEN KAÇIRDI

1912 yılında Balkan Harbi çıkınca maiyetine girdiği komutanıyla birlikte cepheye gider. Batı Trakya Cumhuriyeti’nin kurulduğu, Edirne’nin geri alındığı cephede komutanının âdeta gölgesi olur. Canhıraş çarpışır, devleti için mücadele eder.

Balkan Savaşları yeni bitmiştir fakat 1914 yılında I. Dünya Harbi başlar. Osmanlı Devleti istemese de 4 yıl sürecek uzun bir savaş dahil olur. Her bakımdan yorgun, bitkin ve büyük kayıpları olan Osmanlı, Çanakkale, Kafkasya, Filistin, Hicaz cephelerinde işgal devletlerine karşı var gücüyle savaş vermiştir. Çanakkale’de korkusuzca savaşanlar arasında Zenci Musa da vardır.

I. Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı Genel Kurmay Başkanı Enver Paşa bir gece yarısı Teşkilat-ı Mahsusa’nın son lideri Kuşçubaşı Eşref’i evinde ziyaret eder. Mezkûr cepheler ile verilen görevlerde vazifesini büyük bir başarıyla ifa eden ve bir Osmanlı gizmeni (ajan) olarak hemen her şeyden haberdar olması münasebetiyle kendisine, kuşların dilini biliyor ki her durumdan haber alıyor düşünceleriyle “Kuşların Şeyhi” lakabı takılan Kuşçubaşı Eşref Bey’e, “İngilizler Kuzey Arabistan’ı ele geçirdiler. Oradan da yavaş yavaş yukarıya doğru ilerleyip Filistin topraklarına sızıyorlar. Biz bunları yukarıdan püskürtmeye çalışıyoruz fakat İngilizleri güneyden de vurmadıkça savaşı kontrol altına alamayız. Güneyde bulunan kolordumuzda yeteri kadar askerimiz mevcut değil lakin bizim gibi düşünen, bizim gibi hisseden, bizim gibi vatan sevdalısı olan Yemenliler var. Oralarda olan askerlerimize ve Yemenlilere yardım etmemiz gerekiyor ki bir an evvel toparlanıp;  hem isyan eden Şerif Hüseyin birliklerini dağıtsın hem de İngilizleri geri püskürtmeyi başarsın.

Onların derlenip toparlanması için gereken parayı gönderecek olan da yine biziz. 300 bin altın hazır. Para buradan, İstanbul’dan gidecek.” der Enver Paşa. Eşref Bey bir an şaşırır. Enver Paşa’nın gözlerinin içine bakarak, “Nasıl gidebilir ki bu altınlar Yemen’e? Yemen’le İstanbul arasındaki Orta Doğu işgal altında. Medine’de Fahrettin Paşa canhıraş direniyor, nasıl gidebilir, kim götürebilir bu parayı Yemen’e?” der.

“Bu parayı sen götürebilirsin Kuşçubaşı Eşref.”

Kuşçubaşı Eşref, Arap yarımadasını iyi bilmesi, aşiretleri tanıması, Arapçasının mükemmel derecede olması hatta kabile kabile şiveleri ihtiva etmesinden dolayı evvela emir eri Zenci Musa’yı ve Teşkilat-ı Mahsusa’dan güvendiği 70 kadar adamını toplar. Altınlar her birine dağıtılır ve kendisi de bir Arap edasıyla kılık değiştirir. İki ayrı kola ayrılarak Medine’de buluşmak üzere yola koyulurlar ve sözleştikleri gibi bir sorun yaşamadan Medine’ye ulaşmayı başarırlar. Fahrettin Paşa, Eşref’e, “Medine’den bir adım dahi dışarı çıkamazsın çünkü İngiliz istihbaratı 300 bin altınla sizin Yemen’e gittiğinizi öğrendi. Sizi ben ordumla Hayber’e kadar götürürüm. Hayber’de ordumla uğurlarım ancak sizi orada bıraktığım anda, daha birkaç kilometre dahi ilerlemeden kuşatırlar.” der.

Eşref Bey, “Neye mal olursa olsun bunu yapacağım.” der ve Fahrettin Paşa’nın ordusuyla Hayber’e giderler. Hayber’den dışarı çıkalı daha 10 kilometre olmadan, 500 yıl önce Hz. Muhammed (SAV)’in de savaştığı Cembele mevkisin de,  25 bin kişilik İngiliz-bedevi birlikleri Eşref Bey ve adamlarının etrafını kuşatırlar. Sayıca az olan askerlerimiz, 25 bin kişilik İngiliz/Bedevi Arap birliklerine karşı bir gün bir gece son neferine kadar çarpışırlar. Çarpışma esnasında başına aldığı bir darbe ile yaralanan Eşref Bey esir düşer. İki asker ve Eşref bey dışında bütün askerlerimiz şehit düşerler. Küçük düşürülmek için sıcak çöl’de perişan bir vaziyette yürütülerek İngiliz ajanı Edward Lawrence’in içinde bulunduğu bir çadıra götürülür.

Ancak Eşref’in adamlarından iki kişi altınları develere yüklemiş hâlde kaçmayı başarır. Çünkü Kuşçubaşı Eşref kendisini yem etmiş, emir eri Musa’yı görevlendirmiştir. İngilizlere karşı savaşırken, Musa ve 43 arkadaşı altın yüklü develer ile çölde Yemen’e doğru yol almıştır. Altınların kaçırıldığını anlayan İngiliz kuvvetleri Zenci Musa ve arkadaşlarının peşine düşmüş ancak ne Musa’yı ne de arkadaşlar ını yakalayamamıştır. Aradan birkaç gün geçtikten sonra Zenci Musa altınlarla birlikte Sânâ’ya ulaşmayı başarmıştır. Altınları Ali Sait Paşa’ya teslim etmiş fakat komutanının esareti sebebiyle yaşadığı üzüntüyle Ali Sait Paşa’ya buruk bir ses tonuyla, “Çok şükür başardık, fakat Eşref Bey’imizin düşman eline düşmesine engel olamadık.” demiştir.

12 Ocak 1917’de gerçekleşen bu olay London Times Gazetesi’nde sekiz sütunla manşetten verilir. İngilizlerden kaçarak 300 bin altını Ali Sait Paşa’ya teslim eden Zenci Musa artık bütün İngilizler tarafından tanınmaktadır. Zenci Musa, vatana hizmet aşkıyla büyük bir işe imza atmış ancak engin bir muhabbet ve sadakatle bağlı olduğu komutanı Eşref Bey’den de ilelebet ayrılmıştır.

Zenci Musa altınları teslim ettikten sonra yine gönüllü olarak Yemen’deki direnişe katılır. Büyük kahramanlıklar gösterir fakat İngilizlere esir düşer. I. Dünya Savaşı’nın bitiminde serbest bırakılır. 1919’a kadar Yemen’de kalır fakat Millî Mücadelenin başladığını duyar duymaz oradaki subaylar ile birlikte Selanik üzerinden İstanbul’a gelir. Ancak ne bir kuruş parası ne de kalacak bir yeri vardır.

Bir ikindi vakti Beyazıt Camii’nde namaz çıkışı kendisini Yemen’den tanıyan Ali Sait Paşa ile karşılaşır. Ali Sait Paşa, “Musa, bu vatana çok hizmet ettin, emeklilik için dilekçe ver kabul edeyim.” der. Zenci Musa şöyle bir etrafına bakar ve “Paşam, ben bu fakir milletin parasını kabul edemem.” diyerek teklifi reddeder.

‘’BEN BU YOKSUL MİLLETTEN EMEKLİ MAAŞI ALAMAM’’

Aradan birkaç gün geçtikten sonra Ali Sait Paşa hamallar kâhyası Ferit Bey ile anlaşarak; birkaç gün sonra kendisine geldiklerinde hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi Musa’ya Karaköy Gümrüğünde kâhyalık teklif etmesini söyler. Vakit gelip hamallar kâhyasının yanına gittiklerinde Zenci Musa’ya, Ferit Bey tarafından Karaköy Gümrüğü kâhyalığı teklif edilir. Zenci Musa “Beyim, benim gücüm kuvvetim yerinde hamdolsun. Kâhyalığı siz yaşlı bir Müslüman’a verin ben eğer hamallık lazımsa yapayım.” der ve hamallığa başlar.

Zenci Musa artık bir hamaldır fakat devletine hizmet etmekten hiçbir zaman geri durmamaktadır. Gündüzleri gümrükte hamallık yapmakta, geceleri Özbekler Tekkesi’nden Anadolu’ya giden silah sevkiyatı için çalışmaktadır. İki metre on santim olan boyu ve her daim yerinde olan kuvvetiyle gümrükte kimselerin kaldıramadığı yükleri kaldırmaktadır. Ancak Mondros Antlaşmasının imzalanması üzerine İstanbul’a gelen işgal kuvvetleri ve hemen her yerde Fransız, İngiliz ve İtalyan askerlerini şehirde görmek ona her şeyden ağır gelmektedir.

İstanbul işgal kuvvetleri komutanına bir gün, hani şu kuvvetlerimizi atlatıp altınları Yemen’e ulaştırmayı başaran Sudanlı Zenci Musa var ya, işte o gümrükte hamallık yapıyor, derler. İşgal kuvvetleri komutanı General Harrington, Zenci Musa’nın yanına gider ve kendileri ile çalışması hâlinde onu altına boğacağını, bu perişan hâlden kurtulacağını, söyler. Aldığı teklif karşısında bir Osmanlı vatandaşı olarak iki metre boyu ve heybetiyle oturduğu yerden doğrulan Zenci Musa, General Harrington’a “Komutan, her teklif, herkese yapılmaz. Senin bu teklifin beni ancak rencide eder. Benim bir devletim var: Devlet-i Osmanî. Bir bayrağım var, o da ay yıldızlı bayrak. Benim bir tek komutanım var o da Kuşçubaşı Eşref. Ama şunu bil ki bu iş daha bitmedi. Sizinle mücadelemiz devam edecek.” diye haykırır.

Uzunca bir müddet gündüz ve gece görevlerine devam eden Zenci Musa’nın bedeni onca savaşa ve içerisinde bulunduğu elim duruma artık dayanamaz, vereme yakalanır. Kendisini tanıyanlar mevcut hastalığı sebebiyle bir sanatoryum hastanesine yatırmayı ve tedavi olmasını teklif etmelerine rağmen Zenci Musa “Oraya gücü olmayan fakirler yatırılsın, ben inşallah iyileşirim.” diyerek bavulunu alır ve Özbekler Tekkesi’ne yerleşir. Özbekler Tekkesi Şeyhi Ataullah Efendi tarafından kendisine bir oda tahsis edilir. Lakin kısa bir zaman sonra zenci Musa’nın bedeni vereme yenik düşer. Vefat ettiğinde kendisinden geriye yalnızca tahta bir valiz kalmıştır. Tahta valizi açılır, içinden bir Kur’an ı kerim, Osmanlı haritası, Komutanı Eşref Bey’in fotoğrafı ve kefen bezi çıkar.

Zenci Musa’nın sadakatle bağlı olduğu komutanı Kuşçubaşı Eşref o vakitlerde esir tutulduğu Malta’dan kurtulmuş ve Millî Mücadele için çalışmaya başlamıştır. Yanına emir eri zenci Musa’yı istemiştir, ancak Musa’nın vefat ettiğini öğrenmiştir. Kuşçubaşı Eşref büyük bir üzüntüyle çok sevdiği emir eri için hatıratında “Ben Malta’dan kurtulup Millî Mücadele’nin bayrağını açma şerefine mazhar olduğum sıra, o benim kahraman Arabım veremden ölmüş.” ‘’Benim yiğit siyahım, İnci gibi kalbi, demir gibi pazusu, aslan gibi yüreği, bir genç kız gibi izzeti nefsi vardır’’ diye not düşmüştür.

Zenci Musa, yaşadığı müddetçe kendisini var eden topraklara her daim borcunu ödeyerek yaşamış, cepheden cepheye koşmuş,  bir akıncı ruhu ile büyük kahramanlıklar göstermiştir. Kendisine emanet edilen 300 bin altını gram eksiksiz Ali Sait Paşa’ya teslim etmiş, yatacak yeri, giyecek elbisesi dahi olmadığı hâlde emekli maaşı almayı ar saymış, işgal kuvvetleri komutanına “Bu iş daha bitmedi!” diye inançla haykırmış, mahzun ve masum kıtanın Osmanlı yüreklisiydi.

Fedakârlık dolu hayatı, feragat timsali kişiliği ile ömrümüz oldukça minnetle yâd etmemiz gereken Sudanlı Zenci Musa, 1919 yılında Özbekler Tekkesi’nde vefat etmesinin ardından Özbekler Tekkesi Haziresine defnedilmiştir. Lakin bugün Zenci Musa’nın mezarının yeri tüm çabalara rağmen bulunamamış olduğundan, 2012 yılında Üsküdar Belediyesi ve bazı vakıfların girişimiyle temsili bir mezar yeri belirlenmiş ve oraya Musa’nın şerefli hayatını anlatan kitabe konulmuştur.

Selam olsun Zenci Musa’ya!

MEHMET AKİF ERSOY’DAN MUSA’YA ŞİİR

Kuşçubaşı Eşref’le birlikle Nasihat Heyetiyle Arabistan’a seyahatleri sırasında Zenci Musa’yı tanıyan Mehmet Akif Ersoy, abide bir Osmanlı olan Zenci Musa için,

“Eşref Bey’in emir eri Zenci Musa / Omuzundan arşa yükseldi Nebi İsa” mısralarını kaleme almıştır.

Mezar yerlerini dahi bilmediğimiz nice şehitlerimize, evlatlarını bir kez dahi görmeden cephe cephe vatan kurtarmaya çalışan komutanlarımıza, Osmanlı’nın onuru ve şerefi için gidiyorum diyen paşalarımıza ve daha nice kahramanlarımıza, Zenci Musa’nın şahsında minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz.

ÖZET KAYNAKÇA: İnternet içerisinden, birçok site ve kitaptan ve kaynaklardan faydalanarak hazırladığım özet yemen yazısı, bilinen tarihe küçük bir mum yakmak içindir. Hiçbir maddi gelir için değildir. Adı geçen şahıs, kurum, kitap ve sitelere sonsuz teşekkür ederim.     

Derleyen: Mehmet Ali TOPÇU

OCAK 2020-ANKARA

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın