Uzuun yıllar önce bir Amerikalı konuşmacının hıncahınç dolu bir salonda dinlediğim konuşmasını hiç unutmam.
Muhtemelen her gittiği ülkenin en hassas noktalarını bulup her ülkede o konu etrafında konuşuyordu, mesleği buydu. Çekoslovakya’da Rusların işgal ettiği gün tüm dünyadan yardım isteyen radyoda anons yapan gençten bahsetmiş mesela, yanında duran tercüman ağlamaya başlamış, “Bu bahsettiğiniz kişi benim babamdı” diye… Böyle böyle bir çok örnek verdikten sonra “Gelelim Türkiye’ye…” dedi.
Elbette Atatürk, Çanakkale, Milli Mücadele , onlardan bahsetti en tumturaklı şekilde.
Sonra salon alkıştan inlerken ellerini kaldırıp herkesi susturdu. “Biliyor musunuz ?” dedi, “Bu kadar ülke gezdim , ama siz teksiniz”
Hurraaa bir alkış daha. İnsanlar nedenini düşünmeden tazahürat halinde.
“Sizce neden?” diye sordu, işte bağıranlar, Kurtuluş Savaşı, devrimler, şu, bu….
Hayır dedi, Hayır.
“Siz tüm tarihi boyunca kimsenin sömürgesi olmamış tek ülkesiniz!”
Ayaktaydım zaten, nasıl ürperdiğimi, gözlerimin nasıl dolduğunu bugün bile hatırlıyorum.
“Bunun bilincine varın” dedi. “Neden bunu söylüyorum biliyor musunuz? Bakın 10 gündür buradayım. Bu denli özgürken kafasını bu kadar toprağa gömen bir millet daha görmedim. Size bu özgürlüğü armağan eden lidere tapıyorsunuz, ama devekuşu gibi de kafanız toprağın içinde yaşıyorsunuz. Tarihinde hiç sömürge olmadığı halde sömürgeymiş gibi davranan tek ülke de sizsiniz”
O kadar ağrıma gitmişti ki bunu duymak… Hem de bir Amerikalıdan… Üstelik de doğru.
Çok isterdim adam saçmalamış olsun ve ben ona kızayım.
Kızamadım.
Haklıydı çünkü.
Bu nereden aklıma geldi derseniz, bugün Dil Bayramı da ondan.
743 sene önce Karamanoğlu Mehmet Bey Anadolu’da Türkçe’nin devlet dili olarak kabul edilmesiyle ilgili bir ferman yayınlamış :
“Şimden gerü hiç kimesne kapuda ve dîvânda ve mecâlis ve seyrânda Türkî dilinden gayrı dil söylemeyeler”
Daha anlayacağımız şekilde yazayım:
“Bugünden sonra, divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste,meydanda Türkçeden başka dil konuşulmaya”
Bu çok önemli bir adım, çünkü ilk defa Türkçenin devlet dili olması, gelişmesi ve gelecek nesillere tarihin bu dilde nakledilmesi demek.
Atatürk, Türk Dil Kurumu’nu kurduktan sonra üst üste yapılan birkaç Kurultayda özenle bulunmuş, ve ilkinin açılış günü de 26 Eylül. 1932
Sizi bilmem ama ben utanıyorum Dil Bayramının 88 yılı kutlu olsun demeye. Aklıma 25 sene önce elinde mikrofon, bağıra bağıra konuşan o Amerikalı geliyor.
Koruyabildik mi Türkçemizi? En çok da dil konusunda kendi kendimizi sömürgeleştirmedik mi?
Ben bu konuda kendi adıma çırpınıp duruyorum biliyorsunuz. Yazılarım, romanlarım, Instagram canlı yayınlarım, etrafımdaki tüm gençleri uyarlamalarım, hepsi bunun bir parçası.
Çünkü dil insanın ikinci vatanıdır. Dili koruyamazsanız tarihi de nesilden nesile anlatamazsınız, kendinizi doğru ifade edemezseniz toplum birliğini sağlayamazsınız, o kadar çok nedeni var ki, öyle çok, öyle çok yazdım ki… Kendimi tekrar etmek istemiyorum bugün.
Bu defa ben susacağım, öğretmen şair Yusuf Yanç’a bırakıyorum sahneyi, o söylesin, biz okuyalım :
“Karamanoğlu Mehmet Bey’ i arıyorum.
Göreniniz bileniniz,duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlamıştı.;
“Bu günden sonra, divanda,dergâhta,bârgâhta,mecliste,
meydanda Türkçe’ den başka dil konuşulmaya.” diye,
Hatırlayanınız var mı?
Dolanın yurdun dört bir yanını,
Çarşıyı, pazarı, köyü, şehiri,
Fermana uyanınız var mı? Nutkum tutuldu, şaşırdım merak ettim, Dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere, Gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı?
Tanıtımın demo, sunucun spiker,
Gösteri adamının showmen, radyo sunucusunun discjokey,
Hanım ağanın, first lady olduğuna şaşıranınız var mı? Dükkanın store, bakkalın market, torbasının poşet, Mağazanın süper, hiper, gross market, Ucuzluğun, damping olduğuna kananınız var mı?
İlan tahtasının billboard, sayı tabelasının, skorboard,
Bilgi alışının brifing, bildirgenin deklârasyon,
Merakın uğraşın, hobby olduğuna güleniniz var mı? Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı, Beldelerin girişinde welcome, Çıkışında, goodbye okuyanınız var mı?
Korumanın muhafızın, body guard,
Sanat ve meslek pirlerinin, duayen,
İtibarın saygınlığın, prestij olduğunu bileniniz var mı? Sekinin alanın, platform, merkezin center, Büyüğün mega, küçüğün mikro, sonun final, Özlemin hasretin, nostalji olduğunu öğreneniniz var mı?
İş hanımızı plaza , bedestenimizi galeria,
Sergi yerlerimizi, center room ,show room,
Büyük şehirlerimizi, mega kent diye gezeniniz var mı? Yol üstü lokantamızın fast food, Yemek çeşitlerimizin menü, Hesabını, adisyon diye ödeyeniniz var mı?
İki katlı evinizi dubleks, üç katlı komşu evini tripleks,
Köşklerimizi villa, eşiğimizi antre,
Bahçe çiçeklerini, flora diye koklayanınız var mı ? Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik, Vurguncunun spekülatör,eşkiyanın mafya, Desteğe, bilemediniz koltuk çıkmağa, sponsorluk diyeniniz var mı?
Mesireyi, kır gezintisini picnic,
Bilgisayarı computer, hava yastığını, air bag.,
Eh pek olasıcalar, oluru, pekalayı, okey diye konuşanınız var mı ? Çarpıcı önemli haberler, flash haber, Yaşa,varol sevinçleri, oley oley, Yıldızları, star diye seyredeniniz var mı?
Vırvırık dağının tepesindeki köyde,
Cafe show levhasının altında,
Acının da acısı, kahve içeniniz var mı ? Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken, Dilimizin çalındığını, talan edildiğini, Özün el diline özendiğine, içiniz yananınız var mı ?
Masallarımızı, tekerlemelerimizi, ata sözlerimizi unuttuk ,
Şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik,
Türkçemiz elden gidiyor, dizini döveniniz var mı? Karamanoğlu Mehmet Bey’i arıyorum, Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı? Bir ferman yayınlamıştı… Hayal meyal hatırlayıp da, sahip çıkanınız var mı ?”
Değerli Yusuf hocamızın bu şiiri, aynı zamanda dili hangi kelimelerden ayıklamamız gerektiği konusunda ufak bir rehber niteliğindedir.
Hani bazı bayramları “idrakına varmak” olarak kutlardı büyüklerimiz.
Biz de bu Dil Bayramında “neleri” düzeltmemiz, “neden” düzeltmemiz gerektiğinin idrakına varalım mı?
Bige Güven Kızılay
26.09.2020
( Fotoğraf : Anneannemin 13 yaşındayken tuttuğu şiir defteri. Soyadı kanunu çıkmadan önce yazmış, çünkü şairler hep isimle anılıyor. Muhtemelen Türk Dil Kurumu’nun kurulduğu ilk yıllardan…O yaşta bir genç kızın yazısına ve özenine hayran olmamak mümkün mü? )
