EVLADI FATİHAN
Aşağıda paylaşacağım değerlendirme 1957 yılında ailesi ile Türkiye ye Ohri den göç eden, eğitimini Ankara da tamamlayıp Devlet Opera ve Balesinde uzun yıllar Opera Solist Sanatçısı olarak görev yapan, emekli olduktan sonra atandığı Makedonya da Kültür Ateşeliği sırasında, Atatürk’ün eğitim gördüğü Manastır Askeri İdadisi binasının restorasyonunu sağlayan değerli bir Atatürkçü Şakir İlyasoğulları’ na aittir.
Değerli Dostlar!
Bu günkü yazımın başlığı EVLAD- I FATİHAN dır. Atalarımızın Süleyman Paşa ile Rumeliye geçişiyle ; Sultan Birinci Murat Han zamanında 1382 yılında Manastır, 1389 Ylında Haçlı Ordularına karşı zaferle sonuçlanan Kosova Meydan Savaşı ve 1392 Yılında da Yıldırım Beyazıt Han zamanında Üsküp Fethedilmiştir.Fetihle beraber bu verimli Balkan Topraklarına, Konya – Karaman – Balıkesir Karesi- İnegöl ve Sinop tan bir çok aile iskan maksadıyla gönderilmiştir. Uzun ve meşakkatli , at sırtında ve kağnı arabalarıyla geçen bu yolculuk sonunda , Türkler bu topraklara hiç kimsenin ne malına ne de mülküne dokunmadan yerleşmişlerdir. Boş olan arazilere yerleşmişler ve daha çok tarım ve el sanatlarıyla geçimlerini sağlamışlardır. Atatürk’ün Manastır Askeri İdadisinde Tarih öğretmeni olan Binbaşı Tevfik Bey’in 1911 Yılında yayınlanan ve daha sonra da Makedoncaya çevrilen Tarih Kitabına göre, Makedonya ‘ya gelen Türkler el sanatlarını geliştirmiş ve bu topraklara pirinç- pamuk -tütün ve susamı getirmişlerdir.Bu topraklardaki Türklere Evlad-ı Fatihan dendiğini bilmektesiniz.
Büyük Önderimiz Atatürk de bir Evlâdı Fatihandır.Bizler için ” MUHACİRLER KAYBEDİLMİŞ TOPRAKLARIN MİLLİ HATIRALARIDIR ” sözünü söylemiştir. 530 yılı aşkın süre kaldığımız Balkanlardan yine çok meşakkatli yolculuklarla, senelerce evvel ayrıldığımız Anavatan topraklarına tekrar dönüş yaptık. Bana göra bizler asla göçmen değiliz. Tarih bilgisinden yoksun ya da kasıtlı olarak az sayıda olsa dahi, bazı haddini bilmezler, Bizlere “Burada Türkleştiler ” ya da bizleri Suriyeli mültecilerle bir tutma aymazlığını gösterme cür’etini göstermişlerdir. Bu kişilere Rumeli kökenli bir çok sivil toplum kuruluşu , gereken sert demarşı göstermişlerdir. Osmanlı ilk toprak kaybını 1699 Yılında yapılan Karlofça ” (Sırbistan’da Karlovats) anlaşması ile yaşamıştır. Buralardan iskan edilen Türkler yine Osmanlının egemenliği altında bulunan güney topraklarına yerleşmişlerdir. 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı sonunda, ki bu savaşa 93 Harbi de deniyor , artık Osmanlı kaybettiği topraklardaki evladı fatihanlar, Anavatan’a özellikle İstabul’a göç etmek zorunda kalmışlardır. Göç etmek için Bosnalı Sırp Şair Aleksa Şantiç ” Burada Kalınız “adlı şiirinde ” Oradaki güneş sizi buradaki gibi ısıtmaz demiştir. Doğup büyüdüğünüz ve Vatan bildiğiniz topraklardan bir meçhule doğru gidişi ancak bunu yaşayanlar bilebilir. Bana göre göç anlatılamaz, onu ancak yaşayanlar bilebilir. Yakın arkadaşım eski İzmir Milletvekili Sn.Kemal VATAN , ” GÖÇ ATEŞTEN GÖMLEKTİR ” der. Makedonya’nın incisi sayılan o güzelim Ohri’den Anvatan’a göç ederken rahmetli Annem 40 , nenem ise 67 yaşında idi. Müslüman ve Hristiyan komşularımız ve Annem ile merhum Nenemin ağladıklarını dün gibi hatırlıyorum. Nenem Hristiyan komşumuza kedisini emanet ederken, “Aman kedime iyi bak diyordu. ” Kısmetmiş seneler sonra ise hem Nenem hem de Annem , doğup büyüdükleri bu toprakları akraba ve komşularını tekrar görebildiler. Ancak , bazı evladı fatihanlar , doğup büyüdükleri bu toprakları bir daha göremeden hayata veda ettiler. Rumeliden ikinci büyük göç ise, 1912-1913 Yılları arasında yaşanan Balkan Savaşları Faciasından sonra olmuştur. Savaşan taraflara bakılırsa , ben bu savaşlara Haçlı Seferi diyorum. Çok zor kış şartları arasında , kar ve çamurlu yollarda yaya ve kağnı arabalarıyla İstanbul’a kadar yapılan bu geriye dönüş sırasında Türkler yollarda saldırılara uğramış ve maalesef katledilmişlerdir. Kaynak” “Balkan Savaşları “adlı İngilizlerin KARNEGİERA RAPORU adlı Makedonca kitap “. Daha sonra ise 30 Ocak 1923 tarihinde Yunanistan ile imzalanan “MÜBADELE ANLAŞMASI” Bu anlaşmaya göre ” Selanik- Kostur- Girit- Batı Trakya’da belli bölgelerde yaşayan Türkler , Türkiye de İzmir -Bergama -Ayvalık – Çeşme -Mudanya -Trilye (Zeytinbağı) Nevşehir’de Mustafa Kemal Paşa- Niğde de Güzel Yurt gibi yerleşim yerlerinde yaşayan eşit sayıdaki Rum aile ile mübadeleye tabi tutulmuşlardır. Bu anlaşmaya göre , Yunanistan’da yaşayan Türkler oradaki gayrimenkullerini olduğu gibi bırakacak , burada Rumların terk ettiği ev ve arazilere yerleşeceklerdir. Bu göç sonrası bazı Rumlar ve Türkler evlerine yerleştikleri ailelerle irtibat kurmuş ve karşılıklı olarak birbirlerinin misafiri olmak suretiyle , tekrar doğup büyüdükleri bu topraklardaki anılarını tazeleme fırsatını bulmuşlardır. Sonraki büyük Göç ise 1951 ylında Bulgaristan ile yapılan göç anlaşmasıdır. Bu soydaşlarımıza Devletimiz , Mudanya’da , Alaşehir de tarım arazileri vermiş,ayrıca Ankara da Varlık Mahallesinde tek katlı bahçe içerisinde birer konut yapmıştır. Gelelim benim de aile efradımla birlikte 25 Nisan 1957 tarihinde Anavatanıma geri geldiğimiz ” Yugoslavya Halk Cumnhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasında yapılan 1953 yılı göç anlaşmasıdır. Bu anlaşma Yugoslavya Cumhurbakanı TİTO’nun yazlık Rezidansı olan Adriyatik Denizi Hırvatistan sahilinde bulunan BRİONİ adasında yapılmıştır. Türk tarafını merhum Dış İşleri Bakanımız Prof. Dr. Fuad KÖPRÜLÜ – Yugoslavya tarafını ise Dış İşleri Bakanı Koça POPOVİÇ temsil etmiştir. Bu anlaşmaya göre ; Yugoslavya Topraklarında yaşayan Türkler , diledikleri takdirde Türkiye ye göç edebileceklerdir. Ancak göç edecek kişinin Ana ya da babası ya da her ikisi Türk olacaktır. Göç edecek olan aileyi Türkiyeden bir tanıdığı kişi, Noter aracılığıyla bir belge tanzim edecek ve göç edecek olan kişilerin iş bulma ve geçimleri konusunda garanti verecek ve bu aileyi öyle davet edecektir. Takdir edersiniz ki Komünist Rajimlerde bütün üretim araçları Devletin elindedir. Türkler o değerli arazilerini ya da evlerini kime satabilirlerdi. Ya da biz ,Ohriyi bilenler bilir, Sahilde bulunan evimizi kime ve kaç paraya satacaktık. Bu mülklerimizi yok pahasına sattık ve Anavatanımıza beş parasız göç ettik. Sıkı komünist rejimi eğer göç edecek ailede tek bir altın bile bulsa hapse atardı. Kaldı ki Belgrad’da bulunan TC Büyükelçiliğine aile reisinden bir taahhütname alınıyordu. Bende bir fotokopisi bulunan bu taahhütnamede özetle ” BEN ANAVATANA SERBEST GÖÇMEN OLARAK GÖÇ ETMEYİ KABUL EDİYORUM.
ANAVATAN’A GÖÇ ETTİKTEN SONRA ; NE KENDİM NE DE AİLE EFRADIM İÇİN DEVLETTEN HİÇ BİR MADDİ KATKI TALEBİNDE BULUNMAYACAĞIMI TAAHHÜT EDERİM.
deniyordu.
Bana kalsa bu anlaşmaya “Türklerin Gayrimenkullerinin değeri üzerinden Devletçe satın alınması ve belli bir orandaki paranın transferine” maddesi eklenmeliydi. İyi ki Anavatanımıza geri geldik , çok küçük yaşta babamı kaybettiğim için Ankara’da dokuz yıl süreyle bir gecekonduda yaşadık. Hepimiz belli bir yere geldik. İş İnsanları-Siyasetçiler- İlim Adamları- Sporcular-Edebiyatçılar- Askerler- Sanatçılar ve Anavatanımıza faydalı çeşitli kişiler yetişti aramızdan. Şimdi artık üçüncü nesil de yetişti.
25 Nisan 1957 günü saat 12.30 da Sirkeci Garına giren Buharlı Tren’den inince Anavatan toprağını öperken yaşadığım onur, heyecanı aynen yaşıyorum ve hayata veda edinceye kadar da yaşayacağım.
En son toplu göç ise 1989 yılında bu gün lanetlenmiş bir komünist olan Bulgaristan Eski Devlet Başkanı Todor JİVKOV ‘un , hamisi Ruslara güvenerek soydaşlarımza karşı uyguladığı baskı ve asimilasyon politikası sonucunda yaşanmıştır. Büyük Devletimiz bu soydaşlarımıza birer sosyal konut vermiştir. Bizlere Bulgar göçmeni ya da Makedonya göçmeni demek yanlıştır. Doğrusu Makedonya Türk’ü – Bulgaristan Türk’ü şeklinde olmalıdır. Ayrıca Türkler Bitola demez Manastır derler. Ohrid demezler , Ohri derler.
Makedonya ya hemen hemen her yıl gidiyorum. Bir gidişimde evimizin çeşmesinden 5 lt su ve bir poşet toprak alıp Anne ve nenenim mezarlarının toprağına döktüm. Bizleri Anavatanımıza tekrar getiren büyüklerimize şükran ve rahmet diliyorum. Benim o topraklarda ; Atalarımızın bıraktığı Han -Hamam-İmaret-Cami ve Külliyeler- Köprüler ve Bedestenler-Çarşılar-Saat Kuleleri ve çeşitli taşınmazlar var. Ama en önemlisi Atatürk’ün doğduğu ev o topraklardadır. Atatürk’ün Babası Ali Rıza Efendinin doğduğu ev oradadır.Atatürkün Liseyi bitirdiği bina oradadır. Orada benim akrabalarım ve Soydaşlarım vardır.
Onun için Ben asla
ELVEDA RUMELİ DEMEM. Size esenlik dileklerimi sunuyorum.
Alıntıdır.