TÜRK ULUSUNUN DİRİLİŞ
ÖYKÜSÜ
Osmanlı imparatorluğunun 300 yıldır süren geri çekilme ve çöküşü 30 Ekim 1918 Mondros antlaşması ile nihayete ermiş, Topraklarımız iç ve dış güçler tarafından kuşatılmış, Balkan,Kafkas, Hicaz, Trablusgarp, Irak cephelerinde savaşan askerlerimiz, iç isyanlar ve ingiliz kışkırtması nedeniyle asker kaybederken,bir çok cephede de savaşı kaybetmiş,güçsüz duruma düşmüştür. Çok uluslu Osmanlı imparatorluğu içeride milliyetçilik akımı ve farklı etnik kökenlerin düşman tarafından desteklenmesi ile isyanlarla boğuşurken, Silah mühimmat ve yiyecek azlığı nedeniyle de iyice güçsüz duruma düşmüştür. 1915 yılında Kazanılan Çanakkale zaferinin ardından bir yıl geçmeden İstanbul İngilizler tarafından işgal edilmiş, Saray adeta esir alınmış ve her istedikleri yapılır hale gelmiştir. Mondros antlaşması ile de yurdun her tarafı işgal edilebileceği, ordularımızın dağıtılıp askerlerimizin terhis edileceği, lüzum gördükleri heryeri işgal edebilecekleri imza altına alınarak kabul ettirilmiştir.
Bütün bu olumsuzlukların yanında birde iç isyan ve ayaklanmalar başlamış, İngilizlerin destek ve kışkırtması ile Ermeni ve Rum vatandaşlarımız isyan ve katliama başlamışlar,ayrı devlet kurma hayallerine kapılmışlar, aşiretler kendi yönetimlerini kurma düşüncesi ile milli mücadeleye katılmak yerine isyan etmişler ve kendi ordusu olan kuvvayi milliye ile savaşa tutuşmuşlardır.
Ulusun kurtuluşunu Anadolu’da gören ve bu düşünce ile 19 Mayıs 1919 da Ordu müfettişi olarak görevli geldiği Samsun’da mücadele ateşini yakan Mustafa Kemal Atatürk, Samsun’a ayak bastığı anda engeller ile karşılaşmaya başlamış, bu mücadelenin ne kadar zor ve uzun olduğunu görmüştür. İstanbul hükümeti ve Sarayın İngiliz esaretinde olmasından dolayı milli mücadele konusunda kendisine destek vermeyeceklerini anlamış ve o zamana kadar ömrünü verdiği askerlik mesleğinden istifa ederek mücadelesine başlamıştır.
Anadolu’da halkın ve ileri gelen kişilerin her yerde ve bölgelerde vatanın kurtuluşu için destek ve birlik olması,Anadolu halkının vatanı savunmak için gösterdiği azim ve mücadele ile bir çok toplantı ve kongreler gerçekleştirilmiş, gerekli oluşumlar sağlandıktan sonra Ankara da toplanan fedakar insanlar 23 Nisan 1920 de TBMM’yi kurmuşlar ve işgal altındaki Anadolu topraklarını savunmak, isyan halindeki çeteler ve aşiretleri milli mücadele altında birleştirmek için uğraş vermişlerdir.
Anadolu da doğmakta olan yeni Türk devleti yurdun her yerinden destek görmeye başlamış, çeteler ve aşiretler büyük oranda ikna edilmiş, düzenli orduya katılmışlardır.
Yeni Türk devleti ve ordusunun verdiği ilk savaşlardan olan İnönü savaşları(1921) zaferle sonuşlanmış, fakat İngiliz destekli Yunan güçleri toparlanarak tekrar harekete geçmişler ve Eskişehir üzerinden Ankaraya doğru hücum etmişler, buna karşılık Türk ordusu yeniden toparlanmak ve taktik savunma yapmak amacıyla Sakarya’nın doğusuna çekilmiştir. Taktik ve savunma amaçlı geri çekilme halkın maneviyatı üzerinde ciddi bir sarsıntı oluşturmuş ve meclisteki muhalifler tarafından eleştirilmeye başlanmıştır.
“Ordu nereye gidiyor,millet nereye götürülüyor? bu hareketin elbet bir sorumlusu vardır, o nerededir? bu çok acı veren durumun ve yürekler acısı görünümün gerçek sorumlusunu ordunun başında görmek isteriz” diyerek Mustafa Kemal Paşaya yüklenmeye başlamışladılar.
Meclis ve dışında halk tarafından son çare olarak Paşa’nın Ordunun başına geçmesi konusunda bir kanaat oluştu. 04 Ağt.1921 de TBMM tarafından Başkomutanlık ve meclisin yetkilerini kullanma hakkı verildi.
Mustafa Kemal 12 Ağustos 1921 de Polatlı’daki cephe karargahına giderek ordunun başına geçti. Burada attan düşüp kaburgası kırılınca Ankara’ya tedavi için gelmek zorunda kaldı,Doktorların kaburga kırığı tespit edip bir kaç ay iyileşme süresi tanımalarına aldırış etmeyip Polatlı’ya cepheye geri döndü. Böylece Sakarya savaşı, Başkomutanlık meydan muharebesi ve Büyük taarruz ile Anadolu toprakları düşmandan temizlendi.Türk ulusu kendi kaderini kendi çizmiş ve yeniden dirilmişti. İşte bu süreçte bütün sorumluluk ve başarı hakkında Atatürk bir mecliste şöyle anlatmıştır.
“Prof.Sadi Irmak şöyle anlatıyor.
Beraber bulunduğum bir meclisteydik.
Bir aralık konu istiklal savaşına geldi.Dikkat ettim Binbaşılar dahil her komutanın hangi birliğe komuta ettiğini,nerede bulunduğunu bir gün önce olmuş gibi hatırlıyordu.O savaş ki araç gereç personel kıtlığı bugün güç tasavvur edilirdi.Tümenlere Binbaşılar,Kolordulara Yarbaylar komuta ediyordu! Fakat bu kadro canını diline takmış bir ekipti. Var olmak yada olmamak bu savaşın sonucuna bağlıydı.30 Ağustos bu ruh haletinin eseriydi.Böyle bir dramı, hem yazarı hemde baş aktörünün ağzından dinlemek müstesna bir mutluluktu.O anılar Ata’yı coşturdukça coşturuyordu. Anlatmalarında abartma yoktu.Ama bu anlatış öylesine canlı, öylesine plastikti ki,hepimiz heyecandan heyecana sürükleniyorduk.Anlatışlarını şöyle bağladı:
-İşte büyük zafer böyle ortak bir eserdir. Şereflerde ortaktır.
Bu alçak gönüllülük şaheseriyle konunun kapanacağını tahmin ediyorduk. Bu arada Atatürk bir duraklama yaptı.Sonra içine dönük, adeta kendisiyle konuşur gibi ilave etti:
-Ama yenilseydik sorumluluk ortak olmayacak yalnız bana ait olacaktı. Bu belagat karşısında göz yaşımı tutamadım.Tarihin, zaferleri kendine maleden, yenilgileri ise maiyetine yükleyen sahte kahramanlarını hatırladım.”
30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI YILDÖNÜMÜ TÜRK ULUSUNA KUTLU OLSUN. ŞEHİTLERİMİZİ MİNNET İLE ANIYORUM.
M.Ali TOPÇU
30 Ağustos 2021
Ankara

Elinize sağlık. Zafer bayramınız kutlu olsun.
BeğenLiked by 1 kişi
Teşekkür ederim, Hayatta en büyük gayemiz özgür ve bağımsız bir millet olarak yaşamak.Bu günlere gelmemizde emeği ve katkısı bulunan insanlara minnet ve saygılarımızla.🙏
BeğenLiked by 2 people