1864 yılında, o zaman topraklarımız içinde olan Bulgaristan’ın Deliorman bölgesindeki Tırnova’ya bağlı Çobanköy’de dünyaya gelir.
93 Harbi patlak verince, Türkiye’ye göç eder ve Balıkesir’in Kurtdere köyüne yerleşirler.
Güreşe küçük yaşta köy düğünlerinde başlar, kısa zamanda ünü yayılır.
Daha 19’unda 1,89’luk boya ve 123 kiloluk bir cüsseye sahiptir.
Yörük Ali Pehlivan’ın çırağı olan ve hayatı boyunca hiç yenilgi yüzü görmeyen Çolak Mümin Pehlivan gibi ustalardan ders alır.
Devrinin meşhur pehlivanları Koca Yusuf, Adalı Halil, Kara Ahmet, Katrancı Halil, Karagöz Ali, Filiz Nurullah ve Hergeleci İbrahim ile güreş tutar.
Artık 1,95 boya ve 148 kiloya ulaşmıştır.
Meydanda, minderde…
Türkiye’de, Fransa, İngiltere, Hollanda, Almanya, Avusturya, ABD’de…
Hiç yenilgisiz şampiyonluklar kazanır.
Öylesine heybetli bir duruşu vardı ki, örneğin 1899’da Paris’te, Fransız rakipleri mindere çıkıp perişan olmaktansa, maç yapmadan peşinen yenilgiyi kabul ederler.
Ya da sakatlandığı için yarım kalan maçı tamamlaması beklenen “Hint Kaplanı” namlı Doğu’nun yenilmez şampiyonu Gulam Rüstem’in, karşılaşmamaya çıkmamak için Hindistan’a kaçtığı anlaşılır.
Adını artık tüm dünyaya duyurmuştur.
1911’de, 47 yaşındayken, romatizma nedeniyle sol kolundan rahatsız olmasına rağmen maddi sıkıntıları nedeniyle İstanbul Taksim’de yapılan Talimhane güreşlerine katılır.
İngiliz Adams’ı, Hollandalı Frederik’i, Avusturyalı Müller’i, Macar Şampiyonu Caya’yı, Rus Baradanof’u yenerek şampiyon olur.
Meydanda şampiyonluğunu “Donanma Yardımı!” diye haykırarak ilan ederek, Donanma Cemiyeti’ne 600 altın lira toplanmasına vesile olur.
Aynı yıl güreşe veda eder.
Tarih 11-13 Kasım 1931.
Ankara’da At Yarışı Alanı’nda, Çocuk Esirgeme Kurumu yararına, Türk pehlivanları arasında büyük bir yağlı güreş turnuvası düzenlenir.
Eski ve ünlü pehlivanlar da bu karşılaşmanın hakemliğine seçilirler.
O da başhakem olarak hakem kadrosu içinde yerini alır.
Güreşler esnasında muhabirler kendisiyle bir röportaj yapar ve başarılarının sırrını sorarlar.
Şöyle der: “Ben, her güreşte arkamda Türk milletinin bulunduğunu ve millet şerefini düşünürdüm.”
Bu sözler güreşleri seyreden Atatürk’ü derinden etkiler ve gözleri yaşarır.
Aynı gün, Çankaya’ya döner dönmez bir mektup yazarak, bir armağanla birlikte kendisine gönderir.
Pehlivan kaldığı otelde uykudan kaldırılır, mektup ve armağan kendisine teslim edilir.
Armağan 1000 T. Liralık bir İş Bankası çekidir.
Üzerinde “… Bu para, Aralık ay’ı aylığımdan faiziyle kesilecektir” yazmakta ve Atatürk’ün adı ve imzası bulunmaktadır.
Bir süre sonra bankaya gidip çeki veren Pehlivan’a 1000 Liralık ödülü teslim edilir.
Ama Pehlivan bankadan ayrılmaz.
Niçin beklediğini sorduklarında, “çeki vermenizi bekliyorum” der.
Banka müdürünün “parayı aldın, çek bizde kalacak, bu işlerin usulü böyledir” demesi üzerine Pehlivan, “o halde alın bu 1000 lirayı, benim çekimi geri verin” der.
Şaşıran banka müdürü “neden?” diye sorunca, “orada Mustafa Kemal’in ismi ve altında da imzası var” der.
Parayı iade eder ve çeki geri alarak bankayı terk eder.
Sonraları neden böyle yaptığı sorulduğunda şöyle cevap verir:
“Sultan II. Abdülhamit’in saltanat döneminde, Avrupa’ya gitmek için vapura bindiğim zaman, saraydan bir mabeyinci gelip, ‘Zat-ı Şahane’nin selamları var, Avrupa’da güreşirken benim taç ve tahtımın şerefini koruyarak güreş yapsın, buyurdular’ dedi.
Ben de kendisine dedim ki ‘Zat-ı Şahane’nin taç ve tahtının olduğu kadar, benim sırtımın da şerefi vardır!’
Mabeyinci bir şey demeden gitti..
Kendisine söylediğimi aynen padişaha söylemiş olacak ki, Avrupa’dan dönen pehlivanlara hediyeler ihsan verilmek âdet olduğu halde, dönüşümde bana hiçbir şey verilmedi, fakat şu feleğin işine akıl sır erer mi ?
Bana dünyanın en büyük adamı, işte ömrümün son mükâfatını verdi.”
Eminim, çoğunuz bu hikâyeyi ve hikâyenin kahramanını biliyorsunuz.
Evet bu kahraman Kurtdereli Mehmet Pehlivan’dır..
Balıkesir’de Hükûmet Konağının hemen yanında heykeli dikilidir..
Heykelin yan tarafında Pehlivan’ın Atatürk’ü duygulandıran sözü, arkasında da Atatürk’ün mektubundaki “Senin bu değerli sözünü Türk sporcularına bir meslek düsturu olarak kaydediyorum” ifadesi yazılıdır.
Nereden nereye ?
Kurtdereli Mehmet Pehlivan’dan sahte diplomayla makam ve mevki sahibi yapılanlara.
Yazık oldu “Asrın Güreşçisi” unvanına..
Değmiş midir dersiniz ?
Alıntıdır
