ATATÜRK’ÜN RESMİNİN OLDUĞU YERDE NAMAZ OLURMU?

Başlığı okuyunca herkesin kafasında farklı cevap ve yorumlar şimşek gibi çakmıştır muhakkak, olumlu veya olumsuz.
Başlığın bir hikâyesi var, onu anlatacağım fakat öncesinde hikâyenin kahramanından ve aileden bahsetmem gerek. Önce resmin parçalarından bahsedip, hikâye ile resmi tamamlamak istiyorum.

Dinimiz İslam’ın kaynağı olan kuranı kerim İslam’ın bütün emir ve yasaklarını ve dinimize dair her şeyi anlatmıştır. Ayetlerde bu kaideler kıssalar ile izahatlar ile anlatılmış, örnekleri de Peygamberimiz Hz. Muhammed vasıtasıyla yaşanarak anlatılmıştır. Her Müslümanın inandığı dininin bütün ayrıntılarını bilmesi ve uygulaması gerekmektedir. Bilmek ve öğrenmek için okumak, araştırmak, bilenden sormak gerekir. Gerçek olansa Müslümanların büyük çoğunluğu yıllarca okuyup, araştırmak yerine hep sormayı tercih etmişlerdir.(Haklı ve haksız veya mecburi gerekçeler ile) Bu soruları cevaplandıran âlim, bilgin insanların yanında, kendisini Hoca, Şeyh, Şıh diye tanımlayan bir sürü insan türemiş ve insanların manevi duygularını çıkar amaçlı sömürmüş, peşinden büyük kitleler sürüklemişlerdir. Sayı çoğaldıkça da kendi kafalarına göre yorumlar ve verdikleri asılsız bilgiler ile günümüzde de olduğu gibi İslam dışı inançlar çıkmış ortaya. Kendi çıkar ve varlıklarını sürdürebilmek ve peşinden sürükledikleri insanları diri ve canlı tutabilmek adına bol keseden vaatler ve Cennetten tapu vermeye kadar gitmişlerdir.

Başlıkta da sorulduğu gibi canlı resminin olduğu yerde Namaz kılınır mı? Kedi, Köpek gibi evcil hayvan olan hanelerde kılınan Namaz kabul olur mu? gibi yıllardır cevabını bulamamış sorular hala sorulmaktadır. Diğer konularda sorulan böyle ince nüans sorulara hiç girmeyelim.
İslam’ın ilk emri ‘’Oku’’ dur. Birçok ayette insana, düşünmez misiniz? Akıl etmez misiniz? Görmez misiniz? Bilmez misiniz? diye soru şeklinde uyarılarda bulunularak doğru ve gerçekleri kendi aklı ile de bulup yaşayabileceği anlatılmaktadır.

Müslümanlar olarak okuyup, düşünebilseydik, Kur’an ı baştan sona anlayabilseydik, kendi aramızda müzakereler edip paylaşsaydık ve öğrenme yolunu seçseydik bu tür sorular şu an da kimse tarafından sorulmazdı diye düşünüyorum.

Hikayemize gelecek olursak..
Yörük bir aileyiz. Baba ve Anne tarafından bütün sülalemiz Yörük’tür. Cumhuriyet kurulup yerleşik hayata geçesiye kadar Anadolu da göçebe yaşamış, yayla ve ovalarda Oba kurmuş, kıl çadırlar da konaklamış, bütün obasını gittiği yere beraberinde taşımış Yörüklerden. Osmanlı imparatorluğunun kuruluşunda da var olan, Anadolu’ya beylikler halinde gelip obalar kurup yerleşen İmparatorluğun tohumlarını atıp altyapıyı oluşturan Yörüklerden. Cumhuriyet’imizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘’Arkadaşlar! Gidip Toros Dağlarına bakınız, eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadır da bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki bu Dünya da hiçbir güç ve kuvvet asla bizi yenemez’’ sözünde anlattığı Yörüklerden.
Yüz yıllar boyu Vatan için savaşıp, yıllarca askerlik yapıp cepheden cepheye koşan, Vatan ve Millet için kendi canını hiçe sayıp Şehit olan Türklerden.

En son Türk milletimizin ölüm kalım savaşı olan Sakarya meydan muharebesi, Polatlı Sakarya ovasında kazanılıp düşman Egeye doğru püskürtülmeye başlandığı zaman cephede yaralanmış Babamın Dedesi İsa. Eskilerin deyimi ile ’’ESE’’. O yıllarda Polatlı bir köyden ibaret olup, önemini içerisinden geçmekte olan Demir yolu ile kazanmış bir yer. Yıllar içerisinde gelişip büyümüş, tarım ve zirai ürün bakımından ülkemizi besleyen bir ilçe olmuş. Şimdi Tarihi önemi nedeniyle Sakarya savaşı bölgesindeki tarihi yer ve dokular ortaya çıkarılmış, müzeler kurulmuş, her yıl etkinlikler ile cumhuriyetimizin kuruluşundaki haklı yerini ve değerini kazanmış, son kale POLATLI.

Son Kale POLATLI

Büyük Dedem cephede yaralanınca Polatlı Tren istasyonu yanındaki Revire getirilir. Köylüsü koca Osman’ın anlatımıyla. Yaralı halde Revire bıraktık, vedalaştık. Ben Ordu ile birlikte Yunan’ı kovalayarak savaşa devam etmek üzere ayrıldım. Ese’yi yaralı halde bıraktım orada, arkadan gelenlerden hep sordum, bir haber var mı diye. Yıldız tepeyi aştık, Sakarya nehri kenarında Kocahacılı köyünde iken arkamızdan gelen bölük bize ulaştı. Ben yine köylüm Ese’yi sorarken bizim nahiye Çiğil’den tanıdıklara rastladım. Ben sormadan onlar söyleyiverdiler, Başın sağ olsun köylün Ese hakkın rahmetine kavuştu, Şehit oldu diye. Gardaşımın şehit haberini böyle aldım. Acımı bir kenara bırakıp Yunan’ı kovalamaya devam ettik.
Koca Osman Dede ‘Nur içinde yatsın’ Yunan Ege’ye dökülüp savaş sona erince terhis olmuş, memleketi Dığrak’a dönmüş. Cumhuriyetin kurulması ile birlikte Gazi ünvânı ve İstiklal madalyası ile onurlandırılmış. Torunları BAĞCI ailesi ile yakinen akraba ve dostluğumuz devam etmektedir.
Büyük Dedem Ese, bu günkü Polatlı Şehitliğinde isimsiz mezar taşlarının birisinin altın da, Yurdun Özgürlüğünün huzuru ile ve Ay yıldızlı bayrağın gölgesinde huzur içinde yatmaktadır.

Resmin son parçasını yerine koymak gerekirse…

Hacı Annem ve Hacı Babam Polatlı’nın Köyünde ikamet etmektedirler. Allah uzun ömürler versin yaşları seksene gelmiş, evlat, torun ve torun çocuklarının saygı ve sevgisi ile huzur içinde hayatlarına devam ediyorlar. Hepimizin evinde duvarlarımızı süsleyen farklı tablolar, resimler mevcuttur. Vatan, kahramanlık temalı, manzara veya büyüklerimizin resmi, ya da değer ve saygıyı hak eden insanların resimleri süsler odalarımızı.


Köydeki evimiz iki katlı olup, genelde üst kat kullanılır. Köyün yüksekçe bir yerinde olup bütün köyü görebilen manzarası harika bir konumdadır. Balkonun başköşesin de Atatürk temalı bir resim ve yanında Türk bayrağımız yıllardır yaz, kış asılı durur. Köye her gidişimizde merdivenlerden çıkıp balkona ayak bastığımızda ilk onlar selamlar, hoş geldiniz der bize adeta. Yıllardır bu balkonda çektiğimiz hatıra resimlerimizin hepsinde vardırlar.

Köy yerlerinde balkon çok önemlidir. Zamanın büyük çoğunluğu burada geçirilir. Misafir ağırlanır, yemek yenir, gece yarılarına kadar hoş sohbetler edilir. Hep ortamımıza eşlik etmiştir Atatürk temalı resim ve Bayrağımız.


Babam ve Annem yaşları itibariyle çevrenin en ihtiyarları sayılırlar, sevilir sayılırlar herkes tarafından. Babam vakit Namazlarına giderken cebine mutlaka şeker koyar, yolda gördüğü çocukları sevindirmek huyudur. Çocuklarda yıllardır alıştıkları için onu görünce yüzleri güler, şeker yok mu diye bakışırlar adeta ve alırlar da şekerlerini. Bu günlerde artık sık sık camiye gidemiyor. Biraz eve mesafeli oluşu nedeniyle yoruluyor, nefesim yetmiyor diyor. Cumaları kaçırmamaya gayret ediyor.

Geçen yıl bir misafiri geliyor Babamın. Daha önce köyde otururken doksanlı yıllarda iş için büyük şehre taşınan ama köy ile irtibatını koparmayıp sık sık gezmeye gelen bir arkadaşı. Camiye gittiği zaman karşılaşıyor onunla, vakit namazında. Namaz sonrası Babam koluna giriyor ve eve davet ediyor. O da biliyor ki kurtulamaz, davet varsa gidecek. Babam ve Annem misafiri, yedirip içirmeyi, ikram etmeyi çok severler. Misafirin eşini de alıp birlikte bizim evin yolunu tutuyorlar. Sohbet ederek evimize geliyorlar, merdiveni çıkıp balkona ayak bastıklarında bizim duvardaki güzel resmimiz onları da karşılıyor Annem ile birlikte adeta. Balkona oturuyorlar hoş beşten sonra, gözüne ilişen Atatürk resmi misafir amcanın gözüne takılıyor. Kendisi tabir yerinde ise biraz koyu dindar, bazı tarikat, cemaat bağlantıları da var. Babam ise okuryazardır. Tahsili yoktur ama hayat okulunda yıllarca okumuş, güngörmüş insandır, hayattan aldığı bilgi ve tecrübe ile nerede ne konuşacağını bilir.

Misafir amca laf arasında babama, İsa abi bu resmin olduğu yerde Namaz olmaz diyor, Atatürk’ün resmini göstererek. Babamın kendi tabiri ile ‘’tepemin tası atıvermiş, niye kabul olmazmış Namazımız. Muhterem senin cüzdanın var değil mi? İçinde paralarında var. Her zaman yanında taşırsın hiç yanından eksik etmezsin değil mi? Bak bakalım o paraların üstüne, hepsinin üzerinde Atatürk’ün resmi var, senin Namazlar yıllardır kabul oluyor da, bizim duvardaki resimden dolayı Namazlarımız niye kabul olmasın’’ deyiveriyor. Mevzuyu fazla uzatmadan kapatmak için Annem de araya girip konuyu başka yere çekiyor. Yoksa biliyor ki Babam doğru bildiği konudan dönmez ve bu misafire bu konuda ağzına geleni söyler.

Babam bu yaşadıkları hadiseyi aylar sonra bana anlattığı zaman, hazır ve mantıklı cevabından dolayı helal sana baba iyi demişsin deyip sevinmiştim. İşte balkondaki Atatürk resiminin hikâyesi bu.
Biz halk olarak dinimizi öğrenme konusunda gösterdiğimiz hassasiyeti, fen ve teknolojide de, ilim ve irfan öğrenmede de gösterirsek, gelişmiş ülkeler karşısında geri kaldığımız yönlerimize karşı mesai harcar isek, hem kendimize hem de Dünya barışına fayda sağlamış olacağız. Aynı zamanda da Dünyanın güçlü ve Zengin ülkeleri arasında yerimizi alırız. Mesela Adalet ve Hukuk konusuyla başlayabiliriz.
Sonuna kadar okuma zahmetinde bulunduğunuz için saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
‘’Faydasız ilimden Allaha sığınırım’’ diyerek esenlikler diliyorum.
Mehmet Ali TOPÇU
14.09.2020 – ANKARA

M.Ali TOPÇU tarafından yayımlandı

Kah gezerim eller gibi Kah eserim yeller gibi Alır başımı giderim Özgür kuşlar gibi I walk around like hands My work is like a wind I'll take my head Like free birds

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın