
İSHAK PAŞA SARAYI (AĞRI)
Hazırlayan: Osman Kürşat SERTTÜRK
İshak Paşa Sarayı “Medeniyetler geçidi” olarak nitelendirilen bölgede Lale Devri’nde inşa edilmiştir. Topkapı’dan sonra Türkiye’nin ikinci büyük sarayı olan İshak Paşa Sarayı’nın mimarı Ahıskalı ustalardır.
Türk mimari tarihinin en güzel eserlerinden biri olarak kabul edilen ecdat yadigarı şaheserin yapımı 99 yıl sürmüştür;Yapımına 1685 yılında Çıldır Atabeklerinden Çolak Abdi Paşa tarafından başlanmış, aynı soydan Küçük İshak Paşa zamanında, 1784’te, tamamlanmıştır. 7600 m2’lik bir alan üzerine oturtulan İshak Paşa sarayı, Selçuklu Devleti ortadan kalkmasına rağmen onun sanat anlayışı ve geleneklerinin yoğun biçimde devam ettiğinin en güzel örneklerinden biridir.
İshak Paşa Sarayı aynı zamanda dillere destan efsaneleriyle ünlüdür. Yaşar Kemal, “Ağrı Dağı Efsanesi” adlı yapıtında birbirine kavuşamayan Gülbahar ile Ahmed’ in İshak Paşa Sarayı’nda geçen destansı aşklarını şöyle anlatır: “Ağrı Dağı’nın yamacında, dört bin iki yüz metrede bir göl var, adına Küp gölü derler. Göl bir harman yeri büyüklüğünde. Çok derinlerde. Göl değil bir kuyu. Gölün dört bir yanı, yani kuyunun ağzı, fırdolayı kırmızı, keskin, bıçak ağzı gibi ışıltılı kayalarla çevrili. Sonra gölün mavisi başlar. Bu, bambaşka bir mavidir… Gülbahar, Ahmed’i Küp Gölü’nde yitirdi. O gün bugündür, Küp Gölü’nün oralardan geçenler, gölün kıyısına oturmuş, kara, ışık gibi akan uzun saçlarını sırtına sermiş, başı iki elleri arasında gözlerini som mavi suya dikmiş Gülbahar’ı görürler. Arada sırada Ahmet, gölün sularında Gülbahar’ın gözüne gözükür, Gülbahar kollarını açıp Ahmed’e yürür ve “Ahmet, Ahmet!” diye bağırır. Sesi bütün dağda yankılanır. Göl kaynar, Ahmet silinir, Gülbahar silinir, küçük ak bir kuş gelip kanadını suyun som mavisine batırır ve sonra da bir atın kapkara gölgesi suyun üstünden gelir geçer.”
Döneminin en modern mimari anlayışı ile yapılmış olan İshak Paşa Sarayı, Türk saray geleneği ve mimarisinin ana prensiplerine uyularak inşa edilmiştir.
Taş yapının motif ve kompozisyonlara bakıldığında geleneksel Selçuklu ve Kafkas sanatının izleri belirleyicidir. Devasa yapının 116 odası vardır. Sarayın, bazı bölümleri tek, bazı bölümleri iki, bazı bölümleri ise üç katlı ve iki büyük avlu çevresinde oluşturulan bölümlerden meydana getirilmiştir. Birinci avlusundan ikinci avlusuna Gotik tarzda yapılmış anıtsal taç kapıdan geçilir. Saray öylesine büyük ve ihtişamlıdır ki, içinde barındırdığı cami, divan odası, fırın, mutfak, ahırları ve hamamıyla adeta küçük bir şehirden farksızdır.
İshak Paşa’nın yattığı düşünülen sekizgen planlı türbe, hareketli cephesiyle dikkat çeker. Ayrıca avluda, yöre halkı arasında ‘Süt Çeşmesi’ olarak bilinen bir çeşme bulunur. Motif ve süslemeleriyle dikkat çeken çeşmenin üzerinde, su ile gül arasındaki aşkı sembolize eden damla motifinin içinde kıvrık dal ve yapraklarla birlikte işlenmiş gül motifi etkileyicidir. Sarayın pek çok bölümünde uzun ömrü temsil eden servi ağacı motifinin yanı sıra kabartma tekniği ile yapılan değişik figürler, geleneksel Türk – İslam sanatının yaratıcılığı ve geldiği nokta hakkında bize bir fikir vermektedir. İshak Paşa Sarayı UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’nde yer almaktadır.