ERZURUM’LU MEVLÜT AĞA VE MİLLİ MÜCADELE RUHU

03 Temmuz 1919 Atatürk’ün Erzurum’a Gelişi
Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal Paşa, Üçüncü Ordu Müfettişi olarak Erzuruma geliyor. Gazi Mustafa Kemal Paşa, Millî Mücadele’yi teşkilâtlandırmak üzere 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basışını takiben, Havza-Amasya-Tokat-Sivas-Erzincan üzerinden 3 Temmuz 1919 günü Erzurum’a gelmiştir.
Ilıca’da Atatürk’ü karşılayanlar arasında bulunan Cevat Dursunoğlu’nun el yazısıyla…

Milli mücadelede “Dadaş “ damgası.
Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı Erzurum’da, cesaret, yiğitlik ve vatanseverliğin adeta sembolü olmuştu Mezararkalı Mevlüt Ağa. Şubat 1916’daki Rus işgali nedeniyle, binlerce Erzurumlu gibi, Mevlüt Ağa da, ailesiyle göçe zorlanmıştı. Erzurum’dan gözyaşlarıyla göç ederken, kim bilir, belki de Milli Mücadele ateşinin yakılacağı ‘3 Temmuz’ günü için hazırlıyordu kendisini… İstikamet, Çukurova’nın kalbi Adana’nın, Karataş isimli beldesiydi… Ceyhan Nehri’nin denize döküldüğü yerin batısında kalan Karataş, sadece Mevlüt Ağa’yı değil, Erzurum’dan göç eden yüzlerce Dadaşa açmıştı bağrını… Rus zulmünden kaçan Mevlüt Ağa, II. Abdulhamid döneminde de, ağır vergiler nedeniyle başkaldırmıştı millet adına… “Bir canımız var, o da Allah’a olan borcumuz. Yarıyorsa işinize, gelin onu da alın.” demişti, vergi memurlarına… Yıllar sonra memleketi Erzurum’dan gözyaşlarıyla göç ederken, kim bilir, belki de Milli Mücadele ateşinin yakılacağı ‘3 Temmuz’ günü için hazırlıyordu kendisini…

Mondoros Mütarekesi’ni, Osmanlı Devleti’ne kabul ettiren İtilaf Devletleri, yurdun dört bir yanına dağılmış olan Erzurumlular gibi, Adana’nın Karataş beldesindeki Dadaşları da huzursuz etti. Erzurum’un, tekrar Ermenilere bırakılmasını öngören Mondoros Mütarekesi’nin hemen ardından harekete geçen Mevlüt Ağa, ilerlemiş yaşına rağmen kırık-dökük bir kağnıyla yola çıktığı Çukurova’dan yönünü Erzurum istikametine çevirdi. Kayseri, Sivas ve Erzincan derken, bayramı da yolda geçirdi Mevlüt Ağa.
Önce Daphan Ovası’na, ardından Alaca’ya ulaştı Mevlüt Ağa; akşam saatlerinde ise, ufukta görünen Erzurum’a varmayı planlıyordu. Kağnısıyla, Ilıca önlerindeydi nihayet ve kaplıcalara yöneldi ağır ağır… Gözüne, söğütlerin altında toplanmış bir kalabalık ilişti sonra; usul usul o yöne doğru yürümeye başladı.

Kalabalığın arasında, sonradan Erzurum’u milletvekili olarak temsil edecek olan Cevat Dursunoğlu da vardı. Tanıdı Mevlüt Ağa’yı ve hemen ayağa kalkarak, buyur etti bulundukları sohbet ortamına… Mevlüt Ağa’yı Mustafa Kemal ve oradakilerle tanıştıran Cevat Dursunoğlu, burada konuşulanları ise, şöyle aktardı 1946 yılından sonra:

Erzurum’un eski ve güzel bir âdeti vardır. Erzurumlular batı semtinden gelen misafirlerini şehrin ilk göründüğü nokta olan Ilıca’dan karşılar, geniş ovanın bu başlangıç noktasından kaleye kadar kendisine yoldaşlık ederler. O gün Mustafa Kemal Paşa’yı küçük bir kafile burada karşıladı.

Mustafa Kemal Paşa ile arkadaşları, ikindi üstü Ilıca’ya varmışlardı. Kaplıcaların önünde düşman baltasından kurtulmuş bir kaç söğüdün gölgesinde misafirlere birer kahve sunuldu. Sekiz on kişilik bu grup kahvelerini içerken günün durumu konuşulmağa başlandı. Bu sırada gözleri Ilıca’nın batısındaki sırtlara ilişti. Sıcak yaz güneşi bu sırtların arkasına doğru çekiliyor ve sırtın üzerini ışıklarıyla süslüyordu. Burada, tam yolun geçtiği yerde bir adam ufka mürtesem düştüğü için çok irileşiyor ve arkasına güneşi aldığı için de koyu ve parıltılı bir cevherden dökülmüş bir heykel gibi görünüyordu.

Heykel, sırtlardan aşağı doğru yürüyor, onu ufkun arkasından çıkan yeni heykeller takip ediyordu. Bu kafilenin ucu sırtların yarı beline yaklaştığı sırada sonu da ufuktan ayrılmış bulunuyordu. Kafilenin önünde yürüyen heykel yavaş yavaş söğütlüğe doğru ilerledi. Bu iri ve dinç bir ihtiyardı. Gür ve ak sakalı göğsünü doldurmuş; Anadolu ovalarının güneşi, dağlarının rüzgarı çehresini tunçlaştırmıştı.

Misafirlerin ehemmiyetli kimseler olduğunu anlayan ihtiyarın zeki gözleri parladı. İri ve ak tüylü elini göğsünün üstüne koyarak oturanları selâmladı. Mustafa Kemal Paşa, tâ yanı başına kadar geldiği halde heykelliğinden birşey kaybetmeyen ihtiyarın hatırını soruyordu.

Bu kısa hoşbeşten sonra Paşa:

— Ağa böyle nereden geliyorsun? Dedi

İhtiyar:

— Paşam, Çukurova’da muhacirdim. Şimdi köyüme dönüyorum, dedi.

Paşa:

— Ağa, yoksa oralarda geçinemedin mi? dedi.

Ağa derhal mukabele etti:

— Hayır Paşam, Çukurova cennet gibi bir yer. Bir eken yüz biçiyor.

Hamdolsun uşaklar da çalışkandırlar. Geçimimiz padişahta bile yoktu.

Yalnız son günlerde işittim ki, İstanbuldaki “Irzıkırıklar” bizim Erzurumu Ermenilere vereceklermiş. Geldim ki göreyim, kimin malını kime veriyorlar?

Bu sözler üzerine bu eski Türk kalesine millet işi için milletle beraber çalışmağa gelen büyük devlet adamı yaşlı gözlerle arkadaşlarına döndü ve

Mevlüt Ağa’yı işaret ederek, “İşte bu ihtiyar Türk Milleti’ni temsil ediyor. Ve bu milletle neler yapılmaz ki!” diyerek, tamamladı konuşmasını.“Bu milletle neler yapılmaz!”

dedikten sonra ihtiyarla vedalaştı.

1934 yılındaki kanunla Mezararkalı soyadını aldı.

Mustafa Kemal’in gözleri önünde, kurtuluşun ilk kıvılcımları Mevlüt Ağa’nın şahsında anıtlaştı. Cevat Dursunoğlu, 14 Nisan 1960 yılında, seçkin davetlilerden oluşan bir topluluğa yaptığı konuşmada, Ilıca ilçesinde Mevlüt Ağa’nın kıvılcım çaktığı Milli Mücadele için şu ifadeleri kullandı: “Yurt ve ülkü hizmetlerine karşılık beklemeyen halk adamlarından birisi olan Mevlüt Ağa’nın, o günlerde Türk Milleti’nin azmini en kesin şekli ile anlatan bu güzel sözlerini, ömrüm vefa ettikçe unutmayacağım.”
Mezararkalı Mevlüt Ağa, vatanın düşman işgalinden kurtarılışını gördü, Cumhuriyet’in ilanına şahit oldu ve 1932’de de, Erzurum’da yaşama veda etti. Bu ihtiyar Erzurumun 1319 ve 1322 ihtilâllerine adı karışmış olan Mezararkalı Mevlût Ağa idi.

M.Ali TOPÇU tarafından yayımlandı

Kah gezerim eller gibi Kah eserim yeller gibi Alır başımı giderim Özgür kuşlar gibi I walk around like hands My work is like a wind I'll take my head Like free birds

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın