“Tenere Bölgesi, Büyük Sahra Çölü’nün orta güneyinde yer alan dünyanın en yoksul ülkelerinden Nijer’dedir
Tenere vadisi Nijer’deki “çöl içinde çöl”, ya da “çöllerin çölü”dür Tenere’de esen sert rüzgarlar, yükseklikleri dört yüz metreye ulaşan kumullar, kum tepeleri oluşturmaktadır.

Dünya üzerindeki en meşhur yalnız ağaç, Tenere’de bu çetin şartlarda yüzyıllarca dimdik ayakta durabilmiştir.
Yaşadığı coğrafyada L’Arbre du Ténéré olarak bilinen, bir zamanlar Dünya’daki en izole ağaç olarak kabul edilen Tenere Ağacı, kendisine en yakın ağaç ile arasında yaklaşık 400 km mesafe bulunan bir akasyaydı. Bir zamanlar Sahra Çölü’nde yer alan küçük bir mikroekolojik sistemin üyesi iken diğer ağaçların kaybolması ile çölün ortasında tek başına kalmıştı.
Kendisine en yakın ağaç, tam dört yüz kilometre çaplı bir dairenin de dışında kalmaktaydı.
Tenere Bölgesi 400 kilometre karelik bir alanı kapsıyor ve bölgede yaşan Tuareg Halkı’nın dilinde “çöllerin çölü” manasına geliyor.
Bölge her zaman çöl değildi, uzun yıllar önce tropikal bir orman barındırıyordu. Arkeolojik çalışmalarda 60.000 yıl öncesinde yaşayan insanlara ait bulgular elde edildi. Günümüzde bile 10.000 yıl önce çizilmiş olan yeni kaya gravürleri bulunmaya devam ediliyor.
Terere bölgesinde bulunan göçebe Tuareg halkı kutsal kabul ettikleri ağacı beslemek için yanına giderlerdi. Yaşı belirlenemeyen bu ağacın yok olan ormanın çöldeki tek temsilcisi olduğu varsayılıyor.
1930 da Avrupalı askerler tarafından keşfedilen bu ağaç sonrasında harita çizimlerinde büyük yol gösterici olmaya başlamış.
Bomboş arazi içerisinde çok uzaklardan görülebiliyordu. Yüzyıllar boyu batı – doğu ekseninde, Agadez – Bilma arasında gidip gelen kervanlar için adeta canlı bir deniz feneri olmuştu.Büyük kervanlar kışın, küçük kervanlar ilkbaharda Tenere’yi katederlerdi.
Kervanlar bin kilometrelik yollarında Agadez’den darı götürüp, Bilma’dan tuz getirirlerken mutlaka Tenere Ağacı’nın dibinde konaklarlardı.
Tenere Ağacı; çölün yerlisi, çölün “mavi adamları”, göçebe Touaregler için kutsal kabul edilirdi.
Dallarına dokunmazlar, kırıp ateş yakmazlar; nedense develeri de tek yaprağını yemezlerdi.
Fransız etyolojist ve kaşif Henri Lhote bu izole ağacı ilk kez 1934’de, çölün Gadoufaoua gibi, Nigersaurus gibi dinozor kemiklerinin bulunduğu bölgenin yakınlarında, Djanet ve Agadez arasındaki ilk otomobil seferi için Tenere’ye gittiğinde görmüştü.
Dünyanın en yalnız ağacı bir akasyaydı.
Uçsuz bucaksız bir çölün tam ortasındaydı. Üç metre boyunda, iki gövdesi, çok güzel yeşil yaprakları ve sarı çiçekleri vardı.
Hüzünlü bir şekilde yaşayan ağacın hayat hikayesi hüznüne yakışır bir şekilde sona ermiş.
Sarhoş bir kamyon şoförü 1973 yılında ağaca çarptı ve yüzlerce yıl çölleşmeden kendisini koruyabilen ağaç kuruyarak öldü.
Ağaç yıkıldıktan sonra, başkent Niamey’deki Nijer Ulusal Müzesi’ne taşındı. Yerine de ağacı temsil eden basit bir metal anıt dikildi.
Radyoaktif karbonlama (karbon-14) metoduyla araştırılsa da yaşı belirlenemeyen ağacın çok eski bir zamanda var olan ve sonrasında yok olan bir ormanın hayatta kalmayı başaran tek ağacı olduğu sanılıyordu.
Yok olan ağacın tekrar yeşerebilecegini ümit ederek ağacın dikili olduğu yerde sondaj yapan bilim adamları Tenere Ağacının köklerinin toprağın otuz üç ile otuz altı metre aşağılara kadar ulaştığına tanık oldular.
1939 Yılında Müttefik Askeri Komutanı Michel Lesourd’un Günlüğüne Düşülen Not ;
“Böyle bir ağacın varlığına inanmak için onu görmeniz gerekli. Sırrı nedir? Bölgede yaşayan bu kadar deve neden yapraklarını yemiyor ya da yerli halk olan Touaregler ateş yakmak için dallarını kullanmıyor? Cevabı, ağaç insanlar için bir tabu, onu kutsal görüyorlar.”
Sahra çölü’nün en kavurucu sıcaklarına ve kum fırtınalarına direnen dünyanın en yalnız ağacının sonu yine modern insanın eli değdikten sonra geliyor.”
Alıntı