
Amerika’da gözaltına alınırken Beyaz bir polisin dizini basarak öldürdüğü George Floyd için ülke genelinde protestolar sürüyor. Hatırlanacağı gibi George Floyd “Nefes alamıyorum!” sözleriyle tüm dünyanın hafızalarına kazınmıştı. Acı olay sonrasında başlayan protestolar artarak devam ediyor. Protestocular Beyaz Saray’ın kapısına kadar dayanırken Başkan Trump’ın elinde İncil kameralar karşısına geçerek yaptığı açıklama tepkilerin dozunu daha da artırdı.
Trump Beyaz Saray’da protestocuları tehdit eden açıklamalar yaptıktan sonra St. John Episkopal Kilisesi’ne elinde tuttuğu İncil’le yürümüştü. Yine Papa 2. Jean Paul’ün adını taşıyan ibadethaneyi ziyareti programına almış olan Başkan Donald Trump’a dini liderler sert tepki gösterdi.
Washington Episkopal Piskoposu Mariann Budde, “İsa’nın öğretilerine aykırı bir mesaj için arka fon oluştursun diye Yahudi-Hıristiyan geleneğinin en kutsal metnini ve izin almaksızın benim yetki alanımdaki kiliselerden birini kullandı” dedi.
Vatikan’ın iletişim başkanlığına danışmanlık yapan Cizvit rahip James Martin tweetin de şöyle tepki gösterdi. “Açık konuşayım. Bu mekruhtur. İncil sizin yaslanacağınız bir dekor değildir. Kilise, fotoğrafçılara poz verme sahnesi değildir. Din, siyasi alet değildir. Tanrı sizin oyuncağınız değildir.”
İnançlar arası İttifak Başkanı, Haham Jack Moline de yaptığı açıklamada şöyle dedi:
“Başkan Trump’ın ırksal adalet çağrılarına yanıt olarak ve barışçı protestocuları kovalamak için askeri güç kullanmasının ardından St. John Episkopal Kilisesi önünde elinde İncil tutması, hayatımda gördüğüm en kasti dinin kötüye kullanılmasıydı.”
ABD Başkanı’nın protestocuları ‘terörist’ diye nitelediği, başkente ağır silahlı askerler konuşlandırdığını açıkladığı ve eylemleri ABD ordusunun müdahalesiyle bastırmakla tehdit ettiği konuşmasından sonra, kiliseye yürüyebilmek için Beyaz Saray’ın önünde barışçı gösteri yapanlar, Polis ve Ulusal Muhafız askerleri tarafından göz yaşartıcı gaz ve plastik mermi sıkılarak dağıtılmıştı.
Ardından Trump Beyaz Saray’dan çıkıp, Lafayette Parkını yürüyerek geçip, St. John Episkopal Kilisesi’ne gitmiş, burada üzerinde “Tanrı Sevgidir” yazan bir İncil’le poz vermişti.
Washington Episkopal Piskoposu Budde, kendi yönetimindeki kiliseye Trump’ın ani baskınını “Kiliseyi aksesuar olarak kullanmak uğruna bölgeyi göz yaşartıcı gazla temizleyeceklerini söylemek için nezaketen bile olsa aranmadım” diye eleştirdi.
Budde “Biz, George Floyd’un ve sayısız kişinin ölümü için adalet arayanlarla birlik olduk. Ve ben gördüklerime inanamıyorum. Başkan Trump’ın kilise adına konuşmasını istemiyorum. Kendimizi başkanın mesajlarından ayrı tutuyoruz” vurgusunu yaptı.
Dinle alakasız Başkan’a dindar kesimlerin desteği tam
Siyah Başpiskopos Michael Curry de Trump’ı, İncil’i ‘partizan siyasi amaçlar için kullanmakla’ suçlayarak “George Floyd için, acı çeken herkes için, liderlerin özgür ve adaletli bir ulus olmamıza yardım etmesine ihtiyacımız var” dedi.
Belli bir kilisenin üyesi olmayan, ayinlere nadiren katılan ve tanrıdan af dilemekten hoşlanmadığını sık sık dile getiren Trump, buna rağmen ABD’deki muhâfazakâr kesimlerin yoğun desteğine sahip.
Din ile aldatıla bilinir mi?
İnsanları kontrol etmenin, aldatıp sömürmenin ve kandırmanın en etkili yollarından birisidir inanç sistemi. İnsanlık var olduğundan beri hep bir yaratıcı gücün varlığına inanıp kendine göre bir sistem, düşünce geliştirmiştir. İlahi dinler bu konuda insanlığın ihtiyacını karşılayan en büyük inanç sistemleridir.
Hz. Âdem’ den Hz. Muhammed e kadar yeryüzünde var olan ve hak din olarak kabul edilen inanç yollarının yanında, insanlar kendi ürettikleri ve din veya inanç, manevi güç olarak kabul ettikleri şeylere tapmış, inanmış ve kutsal saymışlardır. Ateşe, Suya, Güneşe, Aya, farklı hayvanlara ve kendi elleri ile yaptıkları Putlara ilah ve tanrı sıfatı yakıştırmışlar, çevresindeki toplumlara bu inanç sistemini kabul ettirmeye çalışmışlardır.
Yine sahip olduğu maddi güç sayesinde kendini tanrı ilan eden Kral ve yöneticilerde tarihte bir hayli fazladır. Bunların en bilineni Hz. Musa zamanındaki Firavunlar gibi.
Geçmişten günümüze kadar din ve inanç sistemi insanlık üzerinde en fazla etki gösteren, kullanılan, insanları düzene sokmak, itaat ettirmek için en çok başvurulan yöntemdir. Bu uygulama geçmiş zamanlarda zorlama ve dayatma ile uygulanmıştır. İlahi dinlerde biraz daha mantıklı ve akılcı olsa da, su istimal edilmesi en kolay yol olmuştur.
Her insan varlığını sağlayan, öldükten sonra da kendisini başka âlemlerde yaşatacak, Dünya’da iken her işini kolaylaştırıp yardım edecek bir yaratıcı inancına sahiptir. İlahi dinlerde Ölüm sonrası dirilişte cennet sevgisi ve cehennem korkusu insanları bu yola sevk eder.
Her insan öldükten sonra cennete gitmek istediği için inancını daha iyi yaşamak, Tanrının istediği şekilde hayat sürmek onun rızasını kazanmak isteği nedeniyle inandığı dinini öğrenmek, bilenlerden yardım almak, onlar gibi olmak ister. İşte burada din sömürüsü ve kullanılması devreye girer. İlahi din inancını İnandığı ve yolunda yürüdüğü Resul ve kutsal kitap ışığında sürdürenleri ayrı tutar isek, tarih boyunca dini çıkar amaçlı, insanları sömürmek, menfaat sağlamak, kendi güç ve iktidarını sürdürmek için en çok kullanılan yol olmuştur inanç ve din konusu.
Tarihe baktığımız zaman Padişah ve Kralların yanında hep din adamlarını görürüz. Tanrı buyruğu ve ilahi yol böyle emrediyor diyerek itaat sağlanmaya çalışılmıştır.
Bireysel olarak ta din ve inanç sistemini kendine kazanç ve çıkar yolu olarak görmüş, hatta kendini peygamber ilan edip din geliştirmiş insanlara da rastlarız. İşte cehalet insanlığın en büyük düşmanıdır deriz ya, kendi aklını yeterince kullanamayanlar başkalarının güdümü ve zorlamasına ve sömürmesine mâhkum olurlar. Bunu en bilinen Musevilik, Hıristiyanlık ve Son dinimiz İslam da bile sık görürüz. Haham ve Rahiplerin kutsal kitaplarının dışında uygulamalarına rastladığımız gibi, İslam dininde de İnsanlardan çıkar ve kazanç sağlama amacıyla uygulamalar yapan kendine yol edinmiş, sahte hocalar, muskacı, üfürükçü, tarikatçı kişi ve gruplara sık rastlarız.
İslamiyet hak ve son din olması nedeniyle inanan ve iman eden insan sayısı çok fazladır. Arapça bir dil ile tebliğ edilmiş olması, farklı dil konuşan insanlar arasında anlama zorluğu doğurmuş, bu yüzden dini anlatacak aracılar ve aracı kurumlar ortaya çıkmıştır. İlk emri ‘’OKU’’ olan Kutsal kitabımızı okuyup anlayamadığımız için hep bir aracıya ihtiyaç duymuşuzdur. Oysaki Kur’an’ın kendi dillerine çevrilmiş halleri mevcuttur. İnsanlara verdiği mesaj ve öğütlere baktığımızda Kitabımız önce okumayı öğrenmeyi emreder. Birçok ayetlerde Allah insanı direk muhatap alarak sorar, hiç anlamaz mısınız? İdrak etmez misiniz? Düşünmez misiniz? diye. Ve yine ayetlerinde Gerçekten Biz Onu, olur ki aklınızı kullanır (anlamaya ve uygulamaya çalışır) sınız diye (ilk indirdiğimiz kavmin diliyle) Arapça bir Kur’an kılıverdik. Diye belirtmiştir.
Arapça bilmeyen, başka bir dil konuşan milletlerde rahatlıkla kendi dillerine çevirip Kur’an ı okuyabilir, anlayabilirler. Peygamberimizde hadislerinde bunu böyle belirtmiştir.
Her işe aklı ve gücü yeten insan inanç konusunu yeterince öğrenmek için uğraş vermemekte ve bunu meslek edinmiş kişilerin anlatıları ile yaşamaya çalışmaktadır. Bu neden ile de devreye farklı fikir, yorum, görüş girmekte ve ortaya günümüzde olduğu gibi birçok mezhep, tarikat, cemaat çıkmaktadır. Son ve hak din olan İslamiyet bu kadar farklı uygulama ve inanış sayesinde bölük bölük parçalanmış ve ayrılıklara düşmüştür. Hatta farklı mezhep ve tarikata sahip olan topluluklar birbirine düşman olmuştur. İslam inancına hiçbir şekilde uymayan bu tür uygulama ve inanç biçimi ne kadar doğrudur düşünmesi lazım bu yolda gidenlerin.
İslamiyet’ten önceki kutsal dinlerde de çok sık rastlanır bu tür uygulamalara, Din hep kullanılmıştır farklı yollar ile.
Trump’ın elinde İncil ile halkın karşısına çıkması ve din sömürüsü yapması, bu güne kadar din ile hiç alakası olmadığı halde başı sıkışınca inanca sarılması, insanlara tanrıdan ve ilahiyattan bahsetmesi ne kadar inandırıcıdır. Verilen tepkilerden de anlaşılacağı gibi din politikacıların kullanacağı bir malzeme değildir.
Normal zamanlarda din ve inancın emrettiği şekilde vatandaşına muamele yapmayan, emir ve buyruklarını uygulamayan yönetici ve güç sahipleri, Siyasi iktidarını, gücünü kaybedeceğini anladığı zaman haktan hukuktan, Tanrının buyruklarından bahsetmesi, halkın karşısına elinde kutsak kitap ile çıkması hiç inandırıcı gelmemektedir. Yine de etkili olduğu kesimler buluna biliyor.
Başkan Trump gibi birçok devlet başkanı, farklı inançlara sahip olsalar da, güç ve iktidarını sürdürmek için din ve Kutsal kitabı her zaman kullanmışlardır. Yakın tarihimizde bunun örneklerini görürüz Saddam, Kaddafi, Hüsnü Mübarek, Hitler gibi. İlahi kitap hak ve hukuk emreder iken, halkı aç iken açıkta iken kendisinin bolluk içinde yaşayamayacağını emrederken, yöneticisi olduğu halkın her türlü ihtiyacını karşılamak ve refahını sağlamak zorunda olduğunu emreder iken, bunları yok sayıp saraylarda bolluk ve şatafat içinde yaşayanlar, sahip olduklarını kaybetmeye başladıklarında hemen din edebiyatı yapmaya başlamışlardır. Hz. Ömer ve adaletini anlatanlar hiçbir zaman Ömer gibi yaşamamış ve yönetmemişlerdir.



Din Allah ile kul arasındaki ilahi bir bağdır. Kulların birbirini sömüreceği, kullanacağı, eziyet edeceği ve çıkar sağlamak için anlatacağı bir yol değildir. Bütün ilahi dinler de bu şekilde emretmektedir. Yaşantısını ve Söylemlerini dine dayandıranların dinin emir ve yasaklarını bir kez daha gözden geçirmeleri ne kadar gereklidir. Tarihte de birçok örneğini gördüğümüz gibi Kutsal kitapları tebliğ eden ve İlahi dinleri en doğru ve güvenilir şekilde anlatan Peygamberler, yönetici ve din adamları anlattıkları ve öğrettikleri dine inananlar tarafından öldürülmüş ve katledilmişlerdir.
Hz. İbrahim’in, Hz. Musa’nın karşılaştığı zorluklar ve yaşadıkları. Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesi, Hz. Muhammed’ in yaşadıkları, Hz. Hüseyin ve Ehli beytin Kerbelâ’ da zamanın İslam halifesi tarafından katledilmesi din adına ve dindarlar tarafından yapılmış muamelelerdir.
Her insanın yaşama hakkı vardır. Yaşarken mutlu olma, huzurlu olma, yaşadığı toplum içerisinde hor görülmeden, insani değerler içerisinde muamele görme hakkı vardır. Hukuk ve Adalet isteme ve görme hakkı vardır. İstediği dini inanca sahip olma hakkı vardır.
Din, dil, ırk ve fikir ayrımcılığı yapmadan bütün insanların barış içinde, yardımlaşma, dayanışma, saygı ve hoşgörü içerisinde yaşayabildiği bir Dünya dileğiyle.
Mehmet Ali TOPÇU
Haziran – 2020