15 MAYIS 1919 İZMİR

15 Mayıs 1919 İzmir ….

İzmir’in işgali bir İngiliz-Amerikan ortak projesiydi. İşgal planı, ABD Başkanı W. Wilson ve İngiliz Başbakanı L. George tarafından yapılmıştı…

Amiral Calthorpe, 14 Mayıs’ta İzmir Valisi İzzet’e ve 17. Kolordu Komutanı Ali Nadir Paşa’ya 15 Mayıs’ta İzmir’in işgal edileceğini bildirdi…

Ali Nadir Paşa bu durumu Harbiye Nazır’ı Şakir Paşa’ya bildirip ne yapması gerektiğini sorunca şu talimatı aldı: “Babıali’nin işgal hakkında bilgisi yoktur. Amiralin notası Mütareke gereği sayılıp karşı gelinmemesi lazımdır. Halk arasındaki söylentilere önem vermeyiniz.”

Bunun üzerine Ali Nadir Paşa İzmir’deki birliklere “işgal sırasında kesinlikle direnilmeyecek ve işgalcilere gereken kolaylık gösterilecektir” emrini verdi…

14 Mayıs gecesi İzmir Reddi İlhak Cemiyeti Maşatlık’ta bir miting yaparak işgale direnilmesini istedi. Ancak Vali İzzet Bey, “Sükûnetinizi koruyunuz” diyerek direnişe izin vermedi…

15 Mayıs 1919’da 16 Yunan gemisinin taşıdığı, 4 İngiliz ve 2 Yunan muhribinin refakat ettiği işgal donanması İzmir’e çıktı. İşgal başladığı sırada İzmir limanında ayrıca İngiltere, ABD, Fransa, İtalya ve Yunanistan’a ait 30’dan fazla savaş gemisi vardı.

İşgal günü Kordonboyu ve Pasaport civarında binlerce Rum ve Yunan toplandı. Hepsinin elinde, yakasında, ağaçlarda, havagazı direklerinde, Frenk mahallesindeki evlerde, Kordon’daki gazino, kahve, dükkân ve otellerde asılı büyüklü küçüklü yüzlerce binlerce Yunan bayrağı…

Bir bando durmadan Yunan marşları çalıyor… “Büyük Yunanistan” hayaliyle yanıp tutuşan Metropolit Hrisostomos’la öteki papazlar rıhtımda işgal donanmasını bekliyorlar… Onların yanında elleri çiçeklerle ve bayraklarla dolu mavi-beyaz elbiseli her yaştan Rum kızları… Yunan Kızılhaç sandıklarındaki silahlarla ve giysilerle donanmış Rum delikanlıları… Başta Kramer Oteli olmak üzere bütün binalar pencerelerine, balkonlarına, çatılarına kadar salkım saçak Rumlarla dolu… Yapıların ön cepheleri defne dallarıyla süslenmiş…

Hrisostomos ve yanındaki papazlar karaya çıkarılan Yunan bayrağını diz çöküp ağlayarak öptüler. Geleneksel tuz ve ekmek töreninden sonra Efzon alayı Hrisostomos tarafından takdis edildi…

Efzon alayı, “Zito Venizolos” bağırışları arasında Pasaport’tan Konak Meydanı’na ancak bir saatte gidebildi. Konak Saat Kulesi o sırada 11’i vuruyordu. Efzon alayı saat kulesini ve kışlayı geçip tramvay yolunu izleyerek Kemeraltı’ndaki dar geçide yöneldi.

Orada Askeri Kıraathane’nin önünde Kemeraltı Caddesi’nin Konak Meydanı’na bağlandığı yerde koyu renk giysileri içinde Gazeteci Hasan Tahsin vardı… Birden o gürültü arasında bir tabanca sesi duyuldu. “Zito Venizolos” bağrışları kesildi. Efzon alayının bayraktarı kanlar içinde yere yığılmıştı…

İlk şaşkınlığı atlatan Efzon alayı Hasan Tahsin’i katletti. Hasan Tahsin’in cesedi, ilk kurşunu attığı Askeri Kıraathane’nin önünden 150 metre kadar uzakta parçalanmış olarak bulunacaktı…

Komutanlarının emrine uyarak kışlaya kapanmış subay ve erlerin dipçik ve süngü darbeleri altında kalpakları yırtıldı, ceplerindeki para, saat, yüzük, sigara tabakaları alındı; bir kısmı öldürüldü, bir kısmı esir edildi…

Görgü tanıklarına göre 17. Kolordu Pasaport’a doğru yürütülürken tüm subaylar dipçik ve süngülerle yaralandı. Çizmeleri zorla alınan subaylar yalınayak veya çorapla yürütüldü. Üstleri başları yırtıldı, apoletleri söküldü. “Zito Venizelos” diye bağırmaya zorlanıyorlardı..

Yolda yerli Rumların saldırısına uğradılar. Evlerden üzerlerine ateş edildi, taş, tuğla, kiremit atıldı. Bir Rum hamal elindeki demir kanca ile Kolordu Veznecisi Ahmet Efendi’nin beynini patlattı. Bu arada elinde beyaz teslim bayrağı bulunan Ali Nadir Paşa tokatlandı. “Zito Venizeloz” demeye zorlanan ama bunu reddeden Albay Süleyman Ferit Bey ve direniş gösteren Kolordu Başhekimi Yarbay Şükrü Bey şehit edildi. Kışladan gemilere gidinceye kadar 9 subay şehit edildi, 21 subay yaralandı, 27 subay kayboldu.

Anadolu Bankası’nın önünden ve Leon torpidosundan yapılan yaylım ateşi sonunda 30-40 kişi öldü, bir o kadarı da yaralandı. Hükümet Konağı’ndaki memurlarla kışladaki subay ve erler rıhtımdaki Yunan gemilerine doğru sürüklendi. Rıhtım üzerinde yatan şehitlerimiz ikişer ikişer rıhtımın bir kenarına çekildiler ve bunların bazıları boğazlarından kulaklarına kadar kesilerek parçalandılar. Öldürülen Türklerin çoğu, boynuna ve ayağına demir takılarak sürüklenip denize atıldı.

Limandaki İngiliz, Fransız, ABD, İtalyan savaş gemilerden Türklerin katledildikleri görülüyordu. Örneğin H.M.S. Adventure’nin kaptanı, elleri başının üstünde yürürken sıradan çıkan bir Türk subayının, bir Yunan askeri tarafından kafatası patlatılarak öldürüldüğünü gördü. Gemi kumandanları bu kıyımı seyreden askerlerini içeri almakla yetindi…

Ziraat Bankası’na sığınanlar da banka merdivenlerinde vahşice katledildiler.

O sırada Sultani’de öğrenci olan Hamit Erdirk, o gün gördüklerini yıllar sonra şöyle anlatacaktı:

“Kordon’a doğru çıkınca faciayla karşı karşıya geldik. Daha okuldan çıkarken bir Türk kadının kucağında yavrusuyla öldürülmüş olduğunu gördük. Hükümet Konağı’nın önündeki havuzun kenarına yüzükoyun düşmüştü. Ne vakit ki Kordon’a çıktık.

Yerler Türk askerlerinin ve sivil halkın ölüleriyle dolu idi…”

16 Mayıs sabahı hâlâ Konak Meydanı’nda Gümrük’te, Pasaport’ta Türk ölüleri sokaklardaydı.

Millet Hastanesi’nin morgu ve Cemal Paşa Konağı’nın bodrumu ağzına kadar cesetlerle doluydu…

İki gün içinde İzmir’de katledilenlerin sayısı 2000’i geçti. Buna karşın Yunan Başbakanı Venizolos’a göre İzmir’de sadece 78 Türk öldürülmüştü..

İzmir’in işgalinden sadece birkaç gün sonra tutuklananların sayısı 2500’e yükseldi. Tutuklananlar arasında 14 yaşından küçük çocuklar, öğretmenler ve öğrenciler de vardı. Tutuklular Patris vapurundaki hayvan ambarlarına hapsedildi…

Kışla ve rıhtımdaki kanlı olaylardan sonra Yunan askerleri şehre dalıp 1000’den fazla Türk ticarethanesini yağmaladılar. Amerikan Koleji’ndeki tanıklara göre civardaki Türk evlerinin neredeyse tamamı yağmalandı…

Sokakta ve evlerde Türk kadınlarına saldırıldı. Kadınların, kızların peçeleri, çarşafları yırtıldı, ırzlarına geçildi.

Yunan mezalimi Yunan işgalinin görüldüğü diğer illerde de devam etti. Şehirler, köyler ateşe verildi, evler yakıldı, camileri yıkıldı. (Ayrıntılar için bkz. Nurdoğan Taçalan, Ege’de Kurtuluş Savaşı Başlarken, İstanbul, 1970, s. 212-270. Michael Llewellyn Smith, Yunanistan’ın Anadolu Hayali, İstanbul, 2017, s. 112,113)

Atatürk Kurtuluş Savaşı’ndan söz ederken “namus cephesi” kavramını kullanır. Çok haklıdır.

Çünkü Kurtuluş Savaşı özünde vatan ve namus mücadelesidir…

Kaynak: sifin

M.Ali TOPÇU tarafından yayımlandı

Kah gezerim eller gibi Kah eserim yeller gibi Alır başımı giderim Özgür kuşlar gibi I walk around like hands My work is like a wind I'll take my head Like free birds

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın