CEPHEDEN HABER VAR ANKARA’LILAR

Değerli Arkadaşlar, Değerli Dostlar, Değerli Ankaralılar, Çok Değerli Ankara Severler, Yüzyıl önce yaşanmış ve Türkiye’mizin mukadderatının değiştirilmiş olduğu bir döneme ait, Ankara’mızda cereyan etmiş bir olayı sizlere aktarıyorum. Yazı biraz uzun, daha önce sizlere sundum mu hatırlamıyorum ama yine de şu günlerde okumaya değer diyor ve hoşunuza gideceğini, duygulandıracağını sanıyorum.

Biz Ankaralıyız, Ankara’nın yerlisiyiz. Hacıbayram’da doğma büyümeyiz. Ben Mülkiyeyi bitirene dek bu semtte oturdum. Hala gider gelirim. Yine bu semtte yetişen anneannem anlatıyor:

Dinleyelim: Oğlum yıl 1921 annen kucağımda bir yaşında bile değil. Balkan, Çanakkale’den sonra Deden tekrar cephede. Kardeşlerim cephede, dayım cephede. Sakarya’dalar. Bir tek kayınpederim var 97 yaşında. Sivastopol savaşında ayağını yitirmiş. Ankara’da buna Maşatlık’ta (Yahudilerin mezarlığı bugünkü Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinin olduğu yerde) bekçilik vermişler. Ben, kucağımda annen ile Hacıbayram’da yalnız kalıyorum. Mahallede birçok insan cepheye giti. Etrafta komşular hep kadın. Birkaç ihtiyar var, o kadar. Doğru dürüst yiyeceğimiz yok. Bir gün “Kuvva” (Kuvvay-i Milliye) geldi ve “Sizi Hisar’a götürecez. Hazırlanın” dendi. Sonra da “Sakarya’da savaş başladı ne olacağı belli değil, Kale daha emniyetli. Hadi bakalım hepiniz oraya” dediler ve bizi Kale’ye naklettiler. Ben, annen için birkaç bez ve yarım çuval unla Kaleye geldim ve oradaki çok eski, bir kısmı yıkık dökük evimize girdim. Birkaç komşuyu da yanıma çağırdım. Başladık Sakarya’dan haber beklemeye. Her gün dua ediyoruz. Sabah erkenden burçlara doğru gidip dipten gelen top seslerini “güm güm” duyuyor, hissediyoruz. (Bu doğru. Bazı mühendis arkadaşlarım bunu teyit ettiler, olabilir dediler) Çok endişeliyiz, çok korkuyoruz. Bize neler olacağını bilmediğimiz gibi cephede kocamı, kardeşlerimi, dayımı çok merak ediyorum.

Kale içinde galiba bine yakın kişi, çoluk çocuk varız. Kuvva zaman zaman gelip ekmek dağıtıyor. Ama aklımız cephede Sakarya’ da. Nasıl olmasın oğlum, Sakarya çözülürse düşman burada. Bizleri asarlar mı keserler mi, erkeklerimizi öldürürler mi ? Camileri, evlerimizi yakar yıkarlar mı? Çok endişeliyiz, çok korkuyoruz. Ben tek başıma ne yapacam bilmiyorum. Geceleri gözüme uyku girmiyor. Komşuların durumu da benden farklı değil. Bir kaç gün sonra bir de baktık ki Kuvva tekrar geldi. Başlarında yine aynı sert kişi. Zabit gibi. Bizleri toplayıp, sert bir eda ile “Hepinizi Kayseri’ye götüreceğiz. Burada kimse kalmayacak. Yanınıza sadece bir çıkın alacaksınız. Buraya (Kale’de saatin önü) altmış kağnı koyuyoruz. Öküzleri bırakıyoruz. Bu öküzleri de Cumartesiye kadar otlatıp, sulayacaksınız. Biz tekrar geleceğiz” deyip çekip gittiler.

Aman oğlum..! Dünya başımıza yıkıldı.Demek ki Yunan geliyor.Ben bir yaşında bir çocukla yad ellerde ne yaparım.? Neylerim? Bu topraklar benim atalarımın toprağı ben buraları nasıl terk ederim. Başımda erkek yok. Belki hepsi şehit düştü. Hep birlikte ağlıyor sızlıyor “Allahım yardım et bize” diye sürekli dua ediyoruz. Yemeden içmeden kesildik. Allahım bu millete acı. Sen bilirsin Allahım, Allahım sen yetiş. “Oğlum, hayatımın en acı günleridir o günler, geceleri uyku yok, yemeden içmeden kesildik, zaten çok kıt azığımız var, başka bir şeyimiz yok,” derken iki gün sonra top sesleri kesildi. Ne oldu ne bitti bilmiyoruz. Cuma günüydü. Burçlardan baktık ki İstasyonun oradan bir toz bulutu kalktı. Dört beş atlı bu yana doğru geliyor. Üç atlı durdu doğru Meclise girdiler.(İlk meclis binası: O zaman Kaleden her taraf kolayca gözüküyor) Üç atlı da Yukarı Yüze doğru gelmeye başladılar. Biz hemen komşulara seslenerek “Aman saatli kapıya koşun, haber var galiba” diye etrafa seslenmeye başladık.

Herkes koşuştu. Biraz sonra üç atlı bir de yanlarında oldukça yapılı bir kadın atın üstünde Kale kapısına geldiler. İçlerinden biri “Atın üstünden gözleri yaşararak hatta ağlamamak için kendini zor tutarak, “Bacılar müjde Sakarya’da cepheyi yardık. Düşman bozuldu. Kaçıyor. Bacılar, müjdeler olsun kurtuldunuz, vatan kurtuluyor, gözünüz aydın. Mustafa Kemal Paşa hepinize selam yolladı. Dualarını eksik etmesinler “dedi…………………..! (Mustafa Kemal, sen nur içinde yat..! ) Aman Yavrım ben hayatımda o günkü kadar sevindiğim bir başka gün hatırlamıyorum. Birbirimizle sevinçten ağlaya ağlaya kucaklaştık. Sevindik… Sevindik… Çok etkili konuşmaları olan doksan yaşındaki İbrahim Hoca bir evin çatısından bizlere seslendi, dualar okudu. Yine çok duygulanıp hem sevindik hem de sevinçten ağladık . O dakikalarda o günlerde galiba her şey değişti. Akşam ellerimizde kandil ve meşaleler Eski Meclisin önüne doğru geldik. Saatlerce şarkılar, marşlar söyleyip zaferi kutladık. kadın kadına eğlendik. (Bu Sahne Kurtuluş dizisinde yer almıştır) Oğlum atlılarla birlikte yapılı, kumral bir atlı kadın da Kale önüne geldi. Ona da ayran ikram ettik. Kal burada dedik. Bize “Bacılar ben Kuvva kolcusuyum. Sakarya’ya giden cephaneleri, kağnıları gözlüyoruz. Ben Ravlı (Akyurt) ile Bitik (Mürted Havaalanı batısı. Zir dolayı) arası devriyeyim. Birazdan görevde olmalıyım, yolda asker arkadaşları gördüm sevincinizi paylaşmak için buraya geldim, sağlıcakla kalın” deyip atını Babaharmanı’na doğru sürüp gözden kayboldu. (Babaharmanı bugünkü Dışkapı, Yıldırım Beyazıt Meydanı’nın olduğu yerdir. Oradaki bir benzinci BP hala Babaharmanı ismini taşır) O mu değil mi bilmiyorum ama o döneme ait (Milli Savunma Bakanlığı arşivi) bir kayıtta İfakat adlı bir kadının Kağnı Bölüğünde ve Ravlı dolaylarında görev aldığını yazar. Kağnı Bölüğü Kurtuluş Savaşımıza bize özgü bir uygulama ve yeniliktir. İnebolu’dan Polatlıya silah ve cephane çekimi ile görevli Kuvvayi Milliye içinde askeri bir birliktir. Anneannem Emire Ünal 29 Eylül 1922’de dedem Hamit Ünal ile buluştu. Uzun yıllar Hacıbayram’da yaşadılar. Namazında, niyazında, mütedeyyin insanlardı.

Anneannem bana iki önemli öğüt bıraktı Oğlum, Kale’de bizle birlikte ağlayan, üzülen Ermeni komşularımız, dostlarımız vardı. Ermenilerin hepsini aynı kefeye koymayın. Oğlum sana vasiyetim: Mustafa Kemal’e sahip çıkın, ona laf söyletmeyin. Kalın sağlıcakla.

22 Nisan 2020 Metin Kazancı

M.Ali TOPÇU tarafından yayımlandı

Kah gezerim eller gibi Kah eserim yeller gibi Alır başımı giderim Özgür kuşlar gibi I walk around like hands My work is like a wind I'll take my head Like free birds

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın