VATANSEVERLİĞİN ÖLÇÜSÜ NEDİR?
Vatan ve Bayrak her millet için kutsal değerlerdir. Biz Türkler için daha bir önem arz eder. Uğruna can verilir. Ana gibi yar memleket gibi diyar olmaz deriz vatan özlemimizi belirtmek için. Vatan sana canım feda diye marşlar, türküler okuruz. Vatanı için çalışır, fedakârlık yapar da karşılık beklemez insanımız. Sadece’’ Vatan sağ olsun’’ der geçer. Vatanı için yapabileceği bir şey olduğu zaman hiçbir şey istemez karşılığında ‘’Söz konusu vatansa gerisi teferruattır’’ der.

Şiirlerimizden eksik olmaz vatan sevgisi. Mehmet Akif’in dediği gibi ‘’Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır’’ diye nakşederiz şiirlerimize vatan sevgisini. Yine din, dil, ırk, mezhep gözetmeksizin bu topraklarda ve ay yıldızlı bayrağın gölgesinde yaşayan herkese ‘’Vatandaş’’ deriz, aynı vatanın insanı.
Hür ve özgürce yaşamak için vatanın kıymetini bilip çalışması, değer vermesi gerekir her vatandaşın. Ayrıca bu vatanı kuran, yaşatan ve bu günümüze kadar var olması için canını feda eden, çalışan, emek veren her insana değer verip, minnet ve saygıyla anmalı, yâd etmelidir ki kendi yaptığı hizmet ve fedakârlıklar da gelecek nesillerce aynı şekilde karşılansın ve bilinsin.
Vatanseverliğin bir ölçüsü var mıdır? Kim daha çok sevmektedir vatanını, kim daha vatanseverdir? Kim, kime göre vatansever ya da vatan hainidir? Bu sorulara cevap vermek kolay değildir. Bir çırpıda cevap verilemez. Her işin görünür ve görünmeyen yüzü vardır, bunu öğrenmeden konuşmak peşin hükümlülük, ezbere konuşmaktır. İşte vatan için yapılan işlerin, fedakârlıkların, hizmetin de açık ve gizli tarafları vardır.Cumhuriyetimizin ilk kuruluş yıllarında payitaht İngiliz ve itilaf devletlerince işgal altında iken, Anadolu’daki direniş ve kurtuluş mücadelesine hizmet etmek için vatanseverlerin yaptığı fedakârane işlerin birçoğunu yıllar sonra tarih sayfalarında okuyarak öğrenmekteyiz. O fedakâr vatanseverlerin düşman kulağına gitmesin diye yaptığı hizmeti gizli tutmak adına, ailesine, yakınlarına yalan söylediğini, sevdiğine, nişanlısına gerçeği söylemediği için ayrılıkların yaşandığı, vatan için kendi geleceği ve hayatını feda ettiğini okumaktayız. O zaman yalancı, hain denilen kişilerin aslında birer kahraman olduklarını, büyük birer vatansever olduklarını işgal bitip, Cumhuriyet kurulup, gerçekleri tarih yazdıktan sonra öğrenmişizdir. O kahramanlar her vatansever gibi sadece ‘’Vatan sağ olsun’’ demişlerdir.
Vatan herkesindir. Vatandaşlar fikir ve düşünce olarak, inanç olarak aynı görüşte olmayabilirler, bu doğal ve normal bir şeydir. Farklı düşünce yapıları gökkuşağı renkleri gibi, Demokrasinin güzelliğini, çok sesliliğini yansıtır. İnsanlar konuşa konuşa anlaşır demiş atalarımız. Farklı fikir ve düşüncelerin bir araya gelmesi, konuşulup müzakere edilmesi ile doğrular, güzellikler ortaya çıkar. Vatan içinde söylenen farklı fikir ve düşünceler vatandaşların görüşlerini ortaya koyup, en güzeli yakalamakta ne kötülük olabilir ki? Karşılıklı fikir ve düşüncelerde görüş ayrılıkları olması, insanların birbiriyle aynı düşüncede olmaması gayet normal değil midir? Yoksa bu birbirine karşı vatan hainliği midir?Benim gibi düşünmüyor, inanmıyor, yaşamıyor diye karşımızdakine hain demek o kadar kolay mıdır? Bu kelimeyi kullanmak, yakıştırmak basit midir? Empati yaptığımız zaman karşımızdakine göre bizde aynı olmazmıyız? Başlığımızdaki soruyu burada tekrar soracak olursak ‘’Vatanseverliğin ölçüsü nedir?’’ bu sorunun cevabı herkesin kendi vicdanındadır.

İnsan vardır vatanı için yaptığı fedakârlık ve hizmetin hesabı ve değeri ölçülmez, fakat o görünmez olmayı seçmiştir. Karşılığını vicdanı huzurda bulduğu için konuşmaz, konuşulsun istemez.
Kimi insan da yaptığı küçük bir hizmeti dahi anlata anlata bitiremez, yaptırdığı veya katkıda bulunduğu eser ve işleri ilan eder. Büyük bir gururla ismini verir yaptırdığı esere, medyada ilan eder, vatanı için yaptığı işin büyüklüğünü anlatır gururlanarak. Peki soralım o zaman, gençliğinin baharında sınır karakolunda şehit düşen Mehmetçiğin hayatından vaz geçerek yaptığı fedakârlık mı daha büyüktür, yoksa bir eli yağda bir eli balda zenginlik içinde yaşarken birkaç tanede hayır yapayım diye malından bir miktar bağışlayıp onu da vergisinden düşenin yaptığımı daha büyük bir hizmettir?
Mutlak olan şudur ki, her ikisi de alkışlanacak bir fedakârlıktır ve hizmettir, fakat o şehit olan fedakâr ruhları düşünüp yapılan maddi hizmetlerin sözünü dahi yapmaktan hicap duymaktır. Bize bu hizmeti yaptıran o fedakâr ruhlar olduğunu unutmamaktır. Yapılan iyiliğin karşılığını kamuoyu ve vatandaşın vicdanı ile duaları zaten verecektir, yaparken görünmez olmaktır. Sağ elin verdiğini sol elin bilmemesidir, görmemesidir. Kimse görmese de Allah görüyor biliyor diyebilmektir. Asıl olan bu değil midir sizce de?
Bir insan ya da insanlar düşünün, kendi tarihini ve ulusu tarafından baş tacı edilmekte olan değerlerini kötülemekte, hakaret etmektedir. Son günlerini yaşamakta olan, işgal edilmiş koca İmparatorluktan, bir Cumhuriyet kuran, ulusu ve silah arkadaşları ile el ele verip savaşan, mücadele veren, Dünya kendisini kabul etmiş, demokrasiyi, özgürlüğü, laikliği ve hür olmayı bizlere armağan etmiş insanlara sonsuz minnet ve teşekkür etmek gerekirken hakaret etmekte, kötülemekte, yakıştırmalarda bulunmaktadırlar. İsmi Atatürk olan Cumhuriyetimizin kurucu liderine ağıza alınmayacak sözler söylemektedirler. Cumhuriyet kurulduğu zaman henüz var olmayan ülkelerin seviciliğini yapmakta, sanki Arap milletiymişiz gibi onlara ve Arapça konuşmaya özlemlerini dile getirmektedirler. Bunu yaparken de sevmedikleri batılıların ve kâfir dediklerinin icat ve ürünlerini kullanmaktadırlar.
Bu kesim Harf devrimini kötüleyip, Kuran ve Arapça alfabeyi istemekte ve savunmaktadır. Kuran ve İnanç, İslâm konusu hepimizin gönlünde ayrı bir yere sahiptir ve bu tartışmaların dışında olan şeylerdir. Ulus devleti olmanın manasını idrak edemeyen tarihten habersiz bu şahısların bu düşüncelerini sürdürmelerini anlamak zordur.

Türk milleti ve Türklük Dünya üzerinde en eski milletlerdendir. Türk olarak ana yurdumuz orta Asya’dır. Tarihte birçok imparatorluk, Devlet, Beylik kurmuş. Adını tarihe altın harflerle yazdırmış bir milletin torunlarıyız. Zamanın şartlarına göre inanç ve yazı şeklimizde değişiklikler olsa da kendimize has örf ve adetlerimiz, inancımız, kültürümüz çok zengin olmuştur. Osmanlı imparatorluğu iyi ve kötüsüyle bizimdir. Osmanlıdan önceki Selçuklular, Hun’lar, Avarlar ve diğer Türk devletleri de bizim tarihimizdir. Osmanlıdan önce Arap alfabesi kullanmıyordu atalarımız muhakkak.
Atatürk Cumhuriyet ile bir kez daha bu milleti özüne dönmesini sağlamıştır. Köklerine ve atalarına sahip çıkan bir millet ve ülke oluşturmuştur. Bizi medeniyetle yarışan bir ülkede yaşamamızı sağlamıştır. Her fırsatta batıyı taklit edip, Avrupa ve Amerika’ya özenip onların teknoloji ve ürünlerini kullanıp, onlara küfredenleri anlamak ne kadar güçtür. Onlara bu özgürce konuşmayı ve davranmayı sağlayan yaşadığı ülkesinin kurucu liderine hakaret etmelerini de anlamak o kadar güçtür.
Ülkelerin her zaman bir lideri olmuştur, günümüzde siyasi partilerde olduğu gibi. Liderler özel insanlardır, kitleleri arkasından sürüklerler. Dünya üzerinde de bu böyledir. Tarihte birçok lidere rastlarız, Hitler gibi, Lenin, Stalin, Mandela, Gandi, Castro, İkbal ve Atatürk gibi. Hepsi kendi ulusu için büyük insanlardır, büyük işler yapmışlardır. Günümüzde kimi iyi, kimi kötü yönleri ileanılmaktadır.
Bir lider vardır ki Arkadaşları ve Halkı ile birlikte yok olmaktan, ülke olmaya büyük işler başarmış ve Cumhuriyeti kurmuş, Dünya’ya örnek olmuştur. Başka kıtalarda kurulan birçok yeni devlete ilham kaynağı ve örnek olmuştur. İlkeleri prensip edilmiştir, heykeli dikilmiştir, ders kitaplarında okutulmaktadır. Tarihte ve günümüzde ismi ölümsüzleştirilmiş lider Mustafa Kemal ATATÜRK’ tür.
Altın çamura düşmekler değer kaybetmezmiş, onu çamurdan alıp parlatacak milyonlar vardır, zaten çamura da düşürmezler. Altın da çok değerli olduğu için çamura atılmaz, düşürülmez zaten.
Atatürk’ e ’akaret edip ileri geri konuşan bir takım tarih ve kıymet bilmezlerin yaptıkları kendi karakter ve cahilliklerini ortaya dökmekten başka bir şey olamaz.Atatürk bir ilah değildir, her fani gibi bir insan idi ve fani oldu gitti. İsmi ve ilkeleri bu milletin gönlünde ve hayatında yerini silinmeyecek şekilde almıştır. Kendisinin de söylediği gibi ‘’Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır’’ diyerek ilah olmadığını belirtmiştir.
Bizim için ve insanlık için yeryüzüne gelmiş en büyük insan, lider Hz. Muhammet’tir. Sonrası millet olarak sevdiğimiz, değer verdiğimiz liderlerden birisi ve ilk sıradaki ulu önder Atatürk’tür.
Millet olarak biraz okuma engelli olduğumuz muhakkaktır, bu yüzden gerçeği okuyup öğrenmek yerine hep kulaktan duyma bilgilerden öğrenmeyle yetiniriz. Gerçek olmayan bilgileri de doğru kabul ettiğimiz çok olur, özellikle inançlı kesimde çok görülür bu alışkanlık. İnanıp iman ettiğimiz dinimizi kaynağı Kuran’dan okuyup öğrenmeyiz çoğumuz. Okumayı da bilmeyiz. Bizim için okuyanlara ve anlatanlara doğruluğunu sorgulayamadan inanırız. Hayatımızda sayısız hurafe ve inanç dışı alışkanlıklar oluşmuştur bu yüzden.
Milli şairimiz Mehmet Akif’in dediği gibi..
‘’Ya açar bakarız nazmı celilin yaprağına
Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına
İnmemiştir hele Kuran, bunu hakkıyla bilin
Ne mezarlıkta okumak, ne de fal bakmak için.’’
Budur tam da halimiz.
Dinimizi de Tarihimizi de kendimiz gerçek kaynaklardan, gerçek bilgilere ulaşarak öğrenmeliyiz. Millet olarak, hiçbir faydası olmayan bu kısır çekişme ve kavgalardan vazgeçmeli, doğrunun gerçeğin ışığında kenetlenmeliyiz. Ayrımcılığı bırakıp Medeniyet ve bilimin peşinde koşmalıyız. Ayrı düşünce ve fikirlerimizi renkliliğimiz olarak kabul edip geleceğe hep birlikte emin adımlarla yürümeliyiz.
Sevgiyle kalın, esen kalın
22.04.2020
Ankara
Mehmet Ali TOPÇU