BİR YİĞİT GEÇTİ BU DÜNYA’DAN

MUHSİN YAZICIOĞLU

https://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/thumb/2/2a/Muhsin_Yaz%C4%B1c%C4%B1o%C4%9Flu.jpg/260px-Muhsin_Yaz%C4%B1c%C4%B1o%C4%9Flu.jpg

 (31 Aralık 1954, Elmalı, Şarkışla , Sivas – 25 Mart 2009, Göksun, Kahramanmaraş)

İnsan ölür ailesi ağlar, İnsan ölür sevdikleri, mahallesi, köyü ağlar, İnsan ölür şehir ağlar, halk ağlar, bir miller ağlar, insan ölür kainat ağlar. Ölümü bütün yürekleri yaktı, düşüncesi, fikri, görüşü ne olursa olsun herkesi ağlattı.

25 Mart 2009 da Keş dağında bir helikopter düştü. Aslında düşen bir yiğit idi. Gönlü ve hayalleri vatan ve millet sevgisi ile dolu, yıllarını uğruna feda ettiği ülkesi için geçiren bir gönül eri Alperen düştü.

Onu seven gönüllere ateş düştü, Hayalleri yarım kaldı. Dava arkadaşlarına ise bu bayrağı dalgalandırmak düştü.

Siyasetçi ve Milliyetçi kimliği ile tanıdığımız Muhsin Yazıcıoğlu, Veteriner hekim ve Ülkücü lider. Ülkü Ocakları eski  genel başkanı. 19.20 ve 23. Dönem Sivas milletvekili ve Büyük Birlik Partisi‘nin kurucusu ve ilk genel başkanıdır.

Muhsin Yazıcıoğlu, 1954 yılında Sivas’ın Sarkışla ilçesi Elmalı Köyü’nde çiftçi bir ailesinin oğlu olarak dünya’ ya geldi. İlk ve orta öğrenimini Şarkışla’da yaptı.

Yüksek tahsilini yapmak için 1972 yılın da Ankara’ya geldi. Üniversite tahsilini, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde tamamladı.

SİYASİ HAYATI

1968’de Şarkışla’da Genç Ülkücüler Hareketi’ne katıldı. Cemiyet (dernek) çalışmalarına başladı. Eğitimi için Ankara’ya geldiği zaman Ülkü Ocakları Genel Merkezi’nde görev yapmaya başladı. Sırasıyla; Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcılığı ve Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı yaptı. (1977-1978).

1978’de faaliyete geçen Ülkücü Gençlik Derneği’nin kurucu Genel Başkanı oldu. 1980 yılına kadar MHP’de Genel Başkan Müşavirliği görevinde bulundu.

1978 yılında Abdullah Çatlı ve Mustafa Pehlivanoğlu yakalanıp Ankara’ ya getirilir. Bir saat kadar sonra şubeye telefon açarak “Bu size son ihtarım. Abdullah Çatlı’yı bırakmazsanız Ankara’nın 150 yerinde bomba patlatacağız” diyerek emniyeti tehdit ettiği rivayet edilir. Bir iddiadan ibaret olan bu bilginin bir kesinliği yoktur. 1978 yılında Alevî vatandaşlara karşı düzenlenen katliamın ÜGD başkanı olarak tertipçisi olmakla suçlanmış, daha sonra suçsuzluğuna kanaat getirilerek beraat etmiştir.


12 Eylül 1980’de yapılan askeri darbenin ardından, MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası sanığı olarak dönemin muktedirleri tarafından cezaevine konuldu. Burada “MHP ve ülkücü kuruluşlar” davasında idamla yargılanan 220 ülkücü arasında yer aldı. Bu süreçte dört kez idamla yargılanan Yazıcıoğlu, hem işkence gördüğü C-5 koğuşunda hem de uzun yıllar kaldığı Mamak Cezaevinde, 12 Eylül askeri darbesini yapan Beşli Konseye ve 12 Eylül rejimine karşı tavır sergiledi. Cezaevinde 5,5 yılı hücrede olmak üzere 7,5 yıl tutuldu. Ağır işkence ve baskı altında geçen bu süre içerisinde Manevi ve dini vecibelerini yerine getirmeye gayret etmiş, 352 defa Kur’anı hatim yaptığı arkadaşları tarafından belirtilmiştir. Mamak Cezaevi’nde kalan Muhsin Yazıcıoğlu, 7,5 yıl sonra bu davadan herhangi bir ceza almadı.

Cezaevinden tahliye olduktan sonra, mağdur olmuş binlerce ülkücülere ve onların ailelerine yardım amacıyla kurulan Sosyal Güvenlik ve Eğitim Vakfı’nın başkanlığını yaptı.
1987’de dava arkadaşları ile birlikte Milliyetçi Çalışma Partisi’nde siyasete girdi. MÇP’ de Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulundu.

1991 genel seçimlerinde üç partinin oluşturduğu ittifak bünyesinde, Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP), Refah Partisi (RP) ve Islahatçı Demokrat Parti (IDP) arasında gerçekleşen seçim ittifakının da milletvekili adayı oldu ve Sivas’tan milletvekili seçildi.

1992 yılı Temmuz ayında, “içinde bulunduğu partinin siyasi anlayışıyla uyuşamadığı için” bir grup arkadaşı ile birlikte MÇP’ den ayrıldı. 29 Ocak 1993 tarihinde’’ İslam hassasiyeti olmayan milliyetçiliğin içi boştur’’ düşüncesiyleBüyük Birlik Partisi kuruldu ve bu partinin Genel Başkanlığına seçildi.

90’ lı yıllar ülkemizde koalisyon ve seçim yıllarıdır. 24 Aralık 1995’te yapılan erken genel seçimlerde ANAP-BBP ittifakından 20. Dönem Sivas milletvekili adayı oldu ve seçilerek yeniden meclise girdi. 8 Temmuz 1996’da Refah Yol hükümetine güvenoyu veren Yazıcıoğlu’nun, 28 Şubat post modern darbe sürecindeki, “Namlusunu milletine çevirmiş bir tanka selam durmam.” sözleri hafızalara kazındı. Yazıcıoğlu, 27 Nisan e-muhtırasına da karşı çıktı. 28.02.1996 tarihinde seçim ittifakı nedeniyle dahil olduğu ANAP’tan istifa ederek, BBP’ ye döndü.

26 Nisan1998’de yapılan 3. Büyük Kurultay. 08 Ekim 2000 tarihinde yapılan 4. Büyük Kurultay. 02 Haziran 2002 tarihinde yapılan 1.Olağanüstü Büyük Kurultay. 20 Tem. 2003 tarihinde yapılan 5. Olağan Büyük Kurultay. 30 Nisan 2006 tarihinde yapılan 6. Olağan Büyük Kurultay. 15 Nisan 2007 2.Olağanüstü Büyük Kurultaylarda tekrar BBP Genel Başkanlığına seçilmiştir.

22 Temmuz Erken Genel seçimlerinde BBP’ nin seçimi protesto etmesi sebebiyle partisinden istifa ederek Sivas’tan bağımsız milletvekili adayı olup 23. dönem milletvekilliğine seçilmiştir. Daha sonra BBP’ ye katılarak TBMM’de Büyük Birlik Partisi Sivas Milletvekili olarak görev yapmıştır. 19 Ağustos’ta yapılmış olan BBP’ nin 3.Olağanüstü Büyük kurultayında tekrar Genel Başkan olmuştur.

HELİKOPTER KAZASI VE VEFATI

25 Mart 2009 tarihinde Kahramanmaraş’ta yaptığı seçim mitinginden sonra YozgatYerköy mitingi için Helikopter ile hareket eder. İçinde bulunduğu helikopter, bilinmeyen bir sebepten dolayı düşer. Helikopter de olan İHA muhabiri İsmail Güneş 112 Acil Servis’i aramıştır. Bacağının kırık olduğunu, helikopterde bulunanlardan sadece BBP Sivas il başkanı Erhan Üstündağ’ın inlediğini, BBP Sivas il başkan yardımcısı Murat Çetinkaya, pilot Kaya İstektepe’ den ses gelmediğini, Muhsin Yazıcıoğlu’nu ise göremediğini söylemiştir. Bu konuşma tapeleri medya arşivlerinde de mevcuttur.

Bu konuşmalar Muhabir İsmail Güneş’in son konuşması olmuştur. 48 saat sonra helikopterin enkazı ve Muhsin Yazıcıoğlu dâhil altı kişinin naaşı arama ekipleri ve içerisinden 17 gönüllü civar köylüsü tarafından Sisne ve Kızılöz Köyleri arasındaki Keş Dağı Kuru Dere Kanlı çukur mevkiinde bulundu. Ne acıdır ki enkaz 48 saat süren arama çalışmalarının yapıldığı bölgenin içerisinde değil,115 km uzağındaydı.

28 Mart 2009 tarihi ve saat 14:10′ da BBP genel sekreteri Yalçın Topçu‘nun yaptığı açıklamaya göre BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindekiler vefat etmişlerdir. Kendisi daha önce on yedi defa trafik kazası geçirmişti ancak bunların hepsini hafif sıyrıklarla atlatmıştı. Muhsin Yazıcıoğlu’nun cenazesi ölümünden altı gün sonra 31 Mart 2009 tarihinde Kocatepe Camii’nde düzenlendi.

TBMM’deki törende Yazıcıoğlu’nun Türk bayrağına sarılı naaşı’nın üzeri çiçeklerle süslendi. Cenaze törenine basın mensupları dâhil yaklaşık 700.000 kişi katıldı.

Vasiyeti üzerine cenazesi, Tâceddin Dergâhı’ na gömülmeyi vasiyet ettiği için bir bakanlar kurulu kararı çıkarılarak Mehmet Âkif Ersoy müzesi olarak kullanılan dergâhın bahçesine defnedildi.

‘’Günün her saati sevenlerinin başından eksik olmadığı Taceddin Dergahındaki Kabri’’

Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümünün ardından memleketi Sivas’ta birçok parka ve caddeye ismi verildi. Adıyaman, Amasya ve Ankara Çamlıdere ilçesinde yapılan caddenin ismi Muhsin Yazıcıoğlu Caddesi olarak değiştirildi. Anadolu’nun birçok yerinde park, cadde ve vakıflara onun ismi verilerek kendisine duyulan sevgi ve saygı tekrar ifade edildi.

YAZICIOĞLU’NA YAPILAN İŞKENCELER

12 Eylül işkencecileri için suç duyurusunda bulunan MHP’nin savcılığa sunduğu dosyadan tarihi bir belge çıktı.

Helikopter kazasında hayatını kaybeden BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun 12 Eylül döneminde işkencecilerin cezalandırılması talebiyle Mamak Cezaevi’nden yazdığı dilekçe 31 yıl sonra gün ışığına çıktı.

MHP, 12 Eylül Darbesi’nin ardından gözaltına alınan MHP yöneticileri ve ülkücülere sistematik işkence uygulamakla suçladığı 38 kişi hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Başvuruyu MHP adına Avukat Yücel Bulut yaptı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin talimatıyla, devlet arşivleri taranarak gün yüzüne çıkartılan ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na dün teslim edilen suç duyurusuna eklenen iki sayfalık dilekçeye ulaşıldı.

Akşam gazetesinin haberine göre, darbeden sonra tutuklanıp Mamak Askeri Cezaevi’ne gönderilen dönemin MHP Genel Başkan Müşaviri Muhsin Yazıcıoğlu’nun imzasını taşıyan 31 yıllık belge, bir dönemin utancının kanıtı niteliğinde.

PULLU DİLEKÇE
Yazıcıoğlu’nun, el yazısıyla Mamak Cezaevi 5- Blok 5’inci Koğuşu’nda kaleme aldığı 19 Şubat 1981 tarihli dilekçe, Ankara Sıkıyönetim Askeri Savcılığı’na hitaben yazılmış. Yazıcıoğlu, o dönemdeki uygulama gereği 5 liralık damga pulu yapıştırıp imzaladığı dilekçede, gözaltına alındığı 28 Ocak 1981 gününden itibaren kendisine uygulanan işkenceleri anlatıyor ve işkenceciler hakkında dava açılmasını istiyor.

Ankara 12’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ’12 Eylül’ davası dosyasına eklenecek olan ‘Yazıcıoğlu’ imzalı, ‘Şahsıma Yapılan İşkence’ başlıklı dilekçedeki tüyler ürpertici satırlar şöyle:

KALASA SARIP YUKARIYA ASTILAR: Selanik Caddesi’nde bulunan evimden emniyet mensuplarınca alındım. Mamak Askeri Cezaevi’ne yaklaştığımızda gözlerim kaşkolüm la bağlandı ve arabanın içinde dövülmeye başladım. Soyum sülalem de katılarak sözle de her türlü hakarete maruz kaldım. Mamak’ta getirildiğim yerde, seslerinden tanıyorum, aynı kişiler hiçbir şey sormadan tartakladı. Kafam yarıldı, burnumdan ve ağzımdan kanlar akarken, yere yatırılıp cereyana tabi tutuldum. Sonra da kollarımın üstüne konan bir kalasa sarılarak yukarı asıldım. Belden aşağı soyundurularak el ve tenasül uzvumdan cereyan verildi. Yumruklandım.

BAŞKALARINI SUÇLAMAM İÇİN İŞKENCE YAPILDI: Yaralarım iyileşene kadar bekletildim. İşkence yapılmadan ifadem alınabilirdi. Ama hırs ve kinle işkence yapıldı. Bu kişiler şerefli Türk ordusunun da adını kullanarak eylemlerine ordumuz ve Devlet Başkanımızın da adını karıştırmıştır. Şahsımın işlemiş veya işleme muhtemeli olan suçlarımın itirafı için değil, başkalarını suçlamam için özellikle işkence yapıldı. Şahsıma da kin ve garezle, hakaretle darp yapıldı.

SAVCI İŞKENCE İDDİAMI İFADEME ALMADI: İsteğim: kanunlarımıza göre suç olan işkenceyi, yapanlar hakkında davacıyım. Sorguda savcı, belirtmeme rağmen kayda geçmemiş ve ifademin içinde işkence iddiama yer vermemiştir. Şikayetimin sonradan yapılması istenmiştir. Aradan 13 gün geçmesine rağmen dış belirtiler cezaevi doktoru tarafından tespit edilmiştir. Gereken işlemin yapılarak dava açılmasını saygılarımla arz ederim. 19.02.1981 Muhsin Yazıcıoğlu. Mamak Askeri Cezaevi B – Blok 5. Koğuş.

‘’ULUCANLAR CEZA EVİ MÜZESİ’’

MUHSİN YAZICIOĞLU’NA İNANILMAZ İŞKENCE!

Mamak Cezaevi’nde yaşanan işkenceler şoke ediyor!.. Yazıcıoğlu, Mamak cezaevinde 26 gün çırılçıplak asılı tutuldu.

Takvim gazetesinden Emin Pazarcı’nın “12 Eylül zindanları” yazı dizisi devam ediyor. Dizinin bugünkü bölümünde  26 gün çırılçıplak asılı tutulan Yazıcıoğlu ile Yılma Durak’ın Mamak’ta yaşadıkları vahşet vardı.  

YAŞAR OKUYAN’DAN KAN DONDURAN SÖZLER

12 Eylül Darbesi yapılmış ve işkenceciler gemi iyice azıya almıştı. İşkencelerde uygulanan metotlar artık çığırından çıkmıştı. Öylesine iğrençlikler sergileniyordu ki, dayanılır gibi değildi. Aradan yıllar geçtikten sonra, darbe öncesi MHP’nin Genel Sekreter Yardımcılığı makamında bulunan Yaşar Okuyan, yaşananları, “Ülkücü Hareket’in bazı liderlerinin ırzına bile geçtiler” sözleriyle özetleyecekti.

Mamak Askeri Cezaevi’nin C-5 adı verilen bölümünde sergilenenler, kelimenin tam anlamı ile insanlık dışıydı. Burada bir yandan işkence, diğer taraftan sorgu yapılıyordu. Sorgu ekibinin başında ise MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nın savcısı Hava Hakim Albay Nurettin Soyer vardı.

Dayaktan etkilenene dayak atılıyordu. Erkeklik organından elektrik verilmesinden rahatsız olanlara defalarca elektrik veriliyordu. Bazıları Filistin Askısına asılıyordu. Bazıları da çırılçıplak soyulduğunda çözülüyordu. Utanma duygusu yüzünden morali bozulduğu tespit edilenler, bütün sorgu boyunca çıplak tutuluyordu.

İRADE DIŞI ÇIĞLIK ATIYORDU

Bütün bunlar, C-5’te yaşanan olağan olaylardı. Orada çok daha iğrenç ve kelimenin tam anlamı ile insanlık dışı metotlar uygulanıyordu. O günlerde, gözaltına alınan bazı gençlerin aileleri de C-5’e getiriliyordu. Anneleri, karıları ve kızları da işkenceye alınıyor, çırılçıplak soyuluyordu.

İşkenceciler, bütün bunları yaparken gözaltındaki gence soruyorlardı:

-Haydi, şimdi de konuşma da görelim!

O dönemde, C-5’e getirilen arasında, daha sonra idam edilen Ali Bülent Orkan’ın ailesi de vardı. Yıllar sonra Hürriyet Gazetesi’nde İsa Armağan’ın ailesine de C-5’te işkence yapıldığı yazılmıştı.

Tekmeli, tokatlı, elektrikli ve askılı işkence aşamasından geçen ülkücüler, A Blok’taki “Kafes” e konuluyordu. Burada da manevi işkence uygulanıyordu. “Kafes” sirklerdeki aslan kafeslerinin benzeri bir yerdi. Burada oturmak, kalkmak, ayak değiştirmek, kıyafet düzeltmek, hatta oturuş şeklini bozmak bile izne tabiydi.

Herhangi bir ihtiyacı olanın yüksek sesle bağırması gerekiyordu:

– Komutanımmmmmm! “Komutanım” diye görevli askere sesleniliyordu. Kafes’te bütün erlerin adı “komutan”, bütün gençlerin adı da “lan” dı.

Oraya giren emekli askerler bile görevli erlere “komutanım” diye hitap etmek zorundaydı.

Askeri yönetimin “komutan” olarak görevlendirdiği er cevap veriyordu:

– Söyle lan!
– Ayağımı değiştirebilir miyim komutanım?
– Kalk lan gel buraya. Elini uzat.

Elini uzatana kural olarak 5 adet cop vuruluyordu. Ardından “komutan” bağırmaya başlıyordu:

-Ne biçim izin isteme lan bu? Size öğretmedik mi? “Komutan” derken daha yüksek sesle bağıracaksın.
Tutuklu, tekrar yerine dönüp, avazı çıktığı kadar bağırıyordu:

– Komutanımmmmmm…

Bu sahne her gün onlarca defa tekrarlanıyordu.

MUHSİN YAZICIOĞLU DA C-5’TEYDİ

C-5’teki işkencelerden nasibini alan ve daha sonra kafese konulanlardan biri de Ülkü Ocakları Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’ydu.

İhtilalin ardından uzun süre kaçak olarak yaşayan Yazıcıoğlu, yakalanır yakalanmaz C-5’e götürüldü. Günlerce son derece ağır işkenceye tabi tutuldu.

Daha C-5’in kapısına geldiğinde, dört bir yandan tekme ve yumruklar yağmaya başladı.

Burada başı duvara çarptı ve akan kan boynundan aşağı doğru süzüldü. Küfürler ve hakaretler arasında koridorlardan geçirildi.

İşkenceciler hiç vakit kaybetmeden Yazıcıoğlu’nu bir tahta platformun üzerine yatırdılar. Hemen ayakkabısını çıkarıp, başparmağından elektrik vermeye başladılar:

– Türkmen Onur nerede?
 Bize Mehmet Sakarya ve Ramiz Ongun’un yerini söyle…

Bu işlem işi yaramayınca, işkenceciler O’nu soymaya başladılar. Tam pantolonu çıkarılıyordu ki, Yazıcıoğlu bağırmaya başladı:

– Yapmayın, bunu yapmayın…

Bu tepkiyi vermekle hata ettiğini sonradan anladı.

ÇIRILÇIPLAK SOYUP İŞKENCE YAPTILAR..

Soyulduğu zaman çok etkilendiğini gören işkenceciler, bu işlemi hep tekrarladılar. Tam 26 gün boyunca çırılçıplak soyup, işkence yaptılar.

Yazıcıoğlu’nu bir sandalyenin üzerine çıkarıp, T şeklindeki bir kalasa kollarından bağlıyorlardı. Kalas, tavandaki çengele asıldıktan sonra, altındaki sandalye çekiliyordu.
Havada sallanırken, çıplak vücudunun çeşitli yerlerinden elektrik veriliyordu. Acı dayanılır gibi değildi.
İşkenceciler manyetoya bastıklarında titreşimden bütün vücudu sallanıyordu. İç organlarının tamamı dışarı fırlayacakmış gibi oluyordu. Muhsin Yazıcıoğlu, irade dışı çığlıklar atıyordu. Bu işlemden geçen sadece Yazıcıoğlu değildi. C-5’in dört bir yanından çığlıklar yükseliyordu. ‘

ALLAHSIZ VİCDANSIZLAR…’

İstanbul Harbiye’de de bir işkence merkezi kurulmuş, bazı gençler de orada işkenceye tabi tutulmuştu. MHP ve Ülkücü Duruluşlar Davası’nda anlattıkları inanılır gibi değildi. Bir insanın aklının alamayacağı ölçüde işkenceye maruz kalmışlardı. 12 Eylül öncesi “Doğu’nun Başbuğu” lakabına sahip olan Yılma Durak, konuşmasını sürdürürken, bir ara hıçkırıklara boğuldu.

Duruşma Hakimi Kıdemli Binbaşı Vural Özenirler, araya girmek zorunda kaldı:

– Konuşamayacaksınız herhalde. Sağlığınız elvermiyorsa oturun.

– İsterseniz sorgunuzu erteleyelim.

Durak, hıçkırıklar arasında zor anlaşılır bir sesle cevap verdi:

– Hayır konuşacağım.

Durak, “konuşacağım” demesine rağmen, hıçkırıkları bir türlü dinmiyordu. İşkence altında yaşadıklarını bir türlü hazmedemiyor, kelimelere döküp, duruşma salonunda dile getiremiyordu.

Hıçkırıklarla ağlarken, Duruşma Hakimi bir defa daha araya girmek zorunda kaldı:

– Rahatsızsanız oturun, dinlenin. Sorguya daha sonra devam edelim.

Yine “hayır” cevabını veren Yılma Durak’ın dudaklarından hıçkırıklar arasında şu sözcükler döküldü:

– Bana işkence yapanlar, “Sen erkekliğinden oldun, ama seni zevkten mahrum etmeyeceğiz” dediler. Cop soktular.

Hıçkırıklar arasında söylenen bu sözler; herkesin tüylerini diken diken etmişti. Hakim heyeti bile şok olmuştu. Salonun dört bir yanından çığlıklar yükselmeye başladı.

Mahkeme salonu alabildiğine karıştı. Salonun arka tarafında bulunan dinleyiciler, ayağa kalkarak Mahkeme Heyeti’nin bulunduğu bölüme doğru yürümeye başladılar.
Durak’ın yakınları ise çığlık çığlığa bağırıyorlardı:
– Allahsızlar, vicdansızlar…

‘KATİL EVREN’

Bahçelievler’deki MHP Genel Merkezi’nin altındaki bir dairede yaşayan partinin emektarı Hasan Kozan’ın oğlu Kadir’in akli dengesi yerinde değildi. Kadir, zaman zaman MHP Genel Merkezi’nin karşısındaki kaldırıma geçer, “Kahrolsun faşistler. Sizin hepinizi kesmek lazım” diye bağırırdı.
Bazen de Emek civarındaki CHP’lilerden para alıp, MHP Genel Merkezi’ne CHP bayrağı asardı. Kadir, MHP içinde Alparslan Türkeş’ten çekinmeyen tek isimdi. Partiye girip çıkarken “Başbuğ Türkeş” diyerek yolunu keser, harçlık almadan da yol vermezdi.

Bazı durumlarda da karşısına geçip bağırırdı: –Faşist Türkeş, katil Türkeş… Katil, katil… Hızını alamayıp, Türkeş’in aracını taşladığı bile olurdu. Alparslan Türkeş ise, Kadir’in bu davranışları karşısında hiçbir rahatsızlık belirtisi göstermez, ya söylediklerini duymazlıktan gelir, ya da gülüp geçerdi. 12 Eylül İhtilali’nin ardından Kadir’in bütün düzeni bozuldu.

İhtilali yapan darbecilere kafayı taktı. Yöneticiler gözaltına alındığı, partiye kimse gelmediği için bunalımlı günler yaşıyordu. Artık kimseye “Faşistler, katiller” diye bağıramıyor, binayı güvenlik altına alan polis ve askerler de kendisine hiç iyi davranmıyordu. Bütün bu olup bitene çok kızan Kadir, ihtilalden birkaç gün sonra Çankaya Köşkü’ne gitti. Tepkisini ortaya koymak için de Cumhurbaşkanlığı’nın duvarına kocaman bir bozkurt resmi asıp bağırmaya başladı:
– Katil Evren, katil Kenan Evren… Bir anda ortalık karıştı. Eğer polisin içinden kendisini tanıyanlar çıkıp, “Durun, o deli” diye bağırmasaydı, askerler anında tetiğe basacaktı. 12 Yönetimi’ne ve Kenan Evren’e, Çankaya Köşkü’nün önünde açıktan tavır alıp “katiller” diye bağıran tek kişi olan Kadir, ihtilalden bir yıl kadar sonra Sincan’da trenin altında kalıp, hayatını kaybetti.

MUHSİN YAZICIOĞLU’NUN ÜŞÜYORUM ŞİİRİ

Bir coşku var içimde bugün kıpır kıpır
Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
Gözlerim parke parke taş duvarlarda
Açılıyor hayal pencerelerim
Hafif bir rüzgar gibi, süzülüyorum
Kekik kokulu koyaklardan aşarak
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
Bir çeşme başı arıyorum
Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
Mis gibi nane kokuları arasında
Ruhumu dinlemek istiyorum
Zikre dalmış her şey
Güne gülümserken papatyalar
Dualar gibi yükselir ümitlerim
Güneşle kol kola kırlarda koşarak
Siz peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
Durun kapanmayın pencerelerim
Güneşimi kapatmayın
Beton çok soğuk, üşüyorum..

 “ANAMA MEKTUP” BAŞLIKLI ŞİİRİ ŞÖYLE;

Bugün sekiz mayıs ‘Anneler Günü’
Hatırlanıp kucaklanıyormuş anne ve sevgi
Kalplerde şefkatle tam koca bir gün
Hatırlanıp kucaklanıyormuş anne ve sevgi.

Ben seni bugün hatırlamadım anne
Sana karşı sevgim aynıydı yine
Benim sevgim sığmaz ki öyle bir güne
Bir ömür de olsa doyamam sevgine.

Her an ruhumu ısıtır sıcaklığın
Seni düşünmek bile doyumsuz zevk
Acısı derin senden uzaklığın
Sensin benim dünyama ışık ve renk…

Özledim ışıl ışıl sevgi dolu gözlerini
Ne güzeldi göğsüne yaslanıp öyle ağlamak
Ellerimle yırtardım o gül yüzlerini
Zevk verirdi nasırlı ellerinde hırpalanmak.

Yine arıyorum dostluk dolu o yüzün
Hep ben muhtaçtım sana yine muhtacım
Aşkımı, sevgimi gösteremedim bir gün
Saçlarım ağarsa da hep sana muhtacım.

Yollarım açılsa bağrıma bassam
Sımsıcak göğsünde öyle ağlasam
Doyumsuz sevgini tekrar yaşasam
Hıçkırıp, naz yapın “Ana” diyerek

Anamsın, bu bir gerçek
Sen olmasan ben olmazdım
Sensin gönlümdeki en güzel çiçek
İncinip, koparılsan yaşamazdım.

Hasretin unutturdu beni bana
Sevgine karşılık veremiyorum.
Adet olsun diye olsa da sana
Layık bir hediye bulamıyorum.

Maddi değerleri tek tek arasam
Hazırlasam güzel bir buket sana
Zümrütten, yakuttan saraylar alsam
Değeri ölçülmez yanında Anam…
Çiçek aradım dün,  beklersin diye

Bulamadım taş ve demirden başka
Sevgimin ifadesi bir tek hediye
Yollayamadım ki inan dua’dan başka

Cennetle müjdelenmiş analar
Sen de gezin cennet bahçelerinde
Ayakların altından aksın ırmaklar
Makamın melekler gibi yükseklerde

Şefâatına mazhar ol Muhammed Mustafa (s.a.v)’nın
Rahmetiyle kuşatsın seni Allah’ım
Yoldaşı ol hurilerle anamız Fatma’nın
Babamla firdevs bahçelerinde gezin cananım.

Saadetle ol dünya ve ahirette
Sana sağlık ve sıhhatler diliyorum
Selam ve sevgiler yollayıp nihayette
Ta yürekten ANA, ANA diyorum.

MUHSİN YAZICIOĞLU’NUN ANLAMLI SÖZLERİ

Namlusunu millete çeviren tanka selam durmam.

Benim adım Muhsin Yazıcıoğlu! Bana baskı sökmez! Bizim Allah’tan başka kimseden korkumuz yok.

Erkek olmak alın yazısı olsa da her kula nasip olmaz.

Zulüm Azrail olsa da hep Hakk’ı tutacağım. Mukaddes, davalarda ölüm bile güzeldir.

Bu ülkede dürüst olmak başa beladır ama o bela başımızın tacıdır.

İki saniye sonrasına garantimiz olmayan bir hayatımız için fırıldak olmaya gerek yok.

İslam hassasiyeti olmayan milliyetçiliğin içi boştur.

Zindanmış bu karanlık oda ne gam! Bana imanımın ışığı yeter!

Vatan aşkı maya gibidir. Sütü bozuklarda tutmaz.

İnanmadığım yolda milyonlarla yürüyeceğime, inandığım yolda tek başıma yürürüm.

Vatanı sevmenin çilesini biz çektik, edebiyatını onlar yaptı.

Kan dökmeyi seven bir millet değiliz ancak söz konusu vatan ise; dünyanın şah damarını keseriz.

Bir elinde Bilgisayar, Bir elinde KUR’AN olsun.

Biz, Fatih Sultan Mehmed Han kadar Türk, Said Nursi Hz. kadar Kürdüz! Ve hepimiz aynı kilimin desenleriyiz.

Haksız bir davada zirve olmaktansa, haklı bir davada zerre olmayı tercih ederim.

Ben Avrupa Birliği kapısında zorlanan, aşağılanan Türkiye istemiyorum. Ben kendi medeniyetimle olurum. Ben yeniden Tük-İslam medeniyetinin inşaatını istiyorum.

Ölüm inançsız insanlar için korkunç bir sondur ama inananlar için ne kadar zevkli bir başlangıçtır!

Ben Türk’üm, Türk esir olmaz. Ben Türk’üm, Türk Devletsiz olmaz. Ben Türk’üm, Türk Bayraksız olmaz. Ben Türk’üm, Türk Ezansız olmaz. Ben Türk’üm, Türk Hürriyetsiz olmaz.

Böldürtmeyeceğiz, soydurtmayacağız, Türkiye’mize, mirastarlarımıza her şeyiyle sahip çıkacağız. Var mısınız? Varız!

Bu adama haddi bildirilmelidir. Kedisini bile vermezmiş. Kürt, bizim kardeşimiz, soydaşımız, Candaş’ımız. Kürdün kedisi de, keçisi de, kendisi de Türk milleti için değerlidir. Barzani’den bizim isteğimiz, kedi değildir, PKK elebaşlarıdır.

Evet, adım Muhsin Yazıcıoğlu, bende ve arkadaşlarımda döneklik olmaz. Biz inandığımızı yaptık. İnandığımızı yapmaya devam ediyoruz.

Bizim çocukları kitap okumak sıkar. O yüzden fikri tartışmalarda biraz zayıf kalırlar. Ama kavga var dersen, Ayrancı’dan Kızılay’a koşa koşa gelirler!

Hayat böyledir dostum geçer beklemekle. Ümitlerin bittiği yerde abdest al ve sabahı bekle.

Haksız bir dava uğruna sultanlık yapacağıma, gerekirse haklı davada tek başıma yürüyeceğimi söylüyorum.

ÖZET KAYNAKÇA: İnternet içerisinden, birçok site ve kitaptan ve kaynaklardan faydalanarak hazırladığım özet yazısı, bilinen tarihe küçük bir mum yakmak içindir. Hiçbir maddi gelir için değildir. Adı geçen şahıs, kurum, kitap ve sitelere sonsuz teşekkür ederim.  

Derleyen: Mehmet Ali TOPÇU

M.Ali TOPÇU tarafından yayımlandı

Kah gezerim eller gibi Kah eserim yeller gibi Alır başımı giderim Özgür kuşlar gibi I walk around like hands My work is like a wind I'll take my head Like free birds

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın