KUDÜS’TE 55 YIL NÖBET TUTAN SON OSMANLI ASKERİ

‘’Ben, Osmanlı Ordusu, 20. Kolordu, 36.Tabur, 8. Bölük, 11. Ağır Makineli Tüfek Takımı Komutanı Onbaşı Hasan’ım. Ben Iğdırlı Onbaşı Hasan’ım. Bizim bölük Cihan Harbi’nde Kanal Cephesi’nden İngiliz’e saldırdı. Cânım ordu Kanal’da yenildi. Artık geri çekilmek elzem idi. Ecdat yadigârı topraklar bir bir elden gidiyordu. İngiliz, sonra Kudüs’e dayandı, şehri işgal etti. Biz de Kudüs’te artçı bölük olarak bırakıldık. Bizim artçı bölük 53 neferdi. Mütarekeden (Mondros Ateşkesi) sonra ordunun terhis edildiği haberi geldi. Başımızda kolağamız (yüzbaşı) vardı. ‘Aslanlarım, devletimiz müşkül vaziyettedir. Şanlı ordumuzu terhis ediyorlar, beni İstanbul’a çağırıyorlar. Gitmem gerek, gitmezsem mütareke emrini çiğnemiş, emre itaatsizlik etmiş olurum. İçinizden isteyen memleketine avdet edebilir, ama beni dinlerseniz sizden tek isteğim var: Kudüs bize Sultan Selim Han Hazretleri’nin yadigârıdır. Siz burada nöbeti sürdürün. Sonra halk ‘Osmanlı da gitti, bundan sonra bizim halimiz nice olur’ demesin. Fahri Kâinat Efendimizin ilk kıblesini Osmanlı da terk ederse gavura bayramdır. Siz, İslam’ın şerefini, Osmanlı’nın şanını ayaklar altına aldırmayın’ dedi. Bölüğümüz Kudüs’te kaldı. Sonra upuzun yıllar bir anda bitiverdi. Bölükteki kardeşler teker teker Cenab-ı Hakk’ın rahmetine kavuştu. Düşman değil de yıllar biçti geçti bizi. Bir ben kaldım buralarda. Bir ben, koca Kudüs’te bir Onbaşı Hasan.’’
Kudüs 1517 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından fethedilir ve Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılır. İslam âlemi ve Müslümanlar için kutsal kabul edilen, Hz Muhammedin Miraç’a çıkmadan önce uğradığı, İslam’ın ilk kıblesi Mescidi Aksa Kudüs’tedir. Bütün İlahi dinler için Kutsal bir yerdir. Yahudi ve Hıristiyanlar içinde özellikle kutsal olan ve fethi için sayısız savaşlar verilmiş kutsal şehirdir Kudüs.
1917 yılında Osmanlı imparatorluğu birçok cephede savaş vermekte, İmparatorluk birçok bölgede toprak kaybetmektedir. Milliyetçilik ve Bağımsızlık akımları, içten ve dıştan saldıran düşman neticesinde Asker sayısı verilen savaşlar sonucu azalmış olan Osmanlı İmparatorluğu her geçen gün toprak kaybedip Anadolu’ya doğru çekilmektedir. Arap yarımadasında ve Hicaz’da da durum böyledir. İngiliz kışkırtması sonucu isyan eden ve Osmanlıya karşı savaş açan Arap kabileleri, İngilizlerin yardımı ile yıllardır kendilerine bekçilik yapan ve koruyan Osmanlı imparatorluğunu arkadan hançerlemişti. Bu nedenle askerlerimiz bu bölgelerden Anadolu’ya geri çekilmeye mecbur kalmıştı.
40 Yıl, 03 Ay,06 gün sonra Türk askeri Kudüs’ü düşmana bırakıp çekilmek zorunda kalmış, Kudüs ve kutsal mekânlar yağmalanmasın diye çekilirken buraya bir ard’çı birlik bırakmıştı. Aradan yıllar geçmiş, savaşlar bitmiş, Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştu. Birçok bölgede Türk nüfusu ve askeri yaşadıkları bölgede kalmış ve yeni kurulan devletlerin azınlık vatandaşı olmuşlardı. Yeni kurulan Cumhuriyet mücadele ettiği sayısız iş ve konular nedeniyle yeni sınırları dışında kalan askerleri adeta unutmuştu. Tıpkı Yemen’de olduğu gibi, Kudüs’te de unutulan askerlerimizi yıllar sonra öğrenebilmişti. İşte onlardan biri, Dünyaya İbret olacak, görevine sadık Türk’
Askerinin hikâyesi.
OSMANLI ORDUSU KUDÜS’TEN ÇEKİLİRKEN (9 ARALIK 1917) MESCİD-İ AKSA’YI KORUMASI İÇİN NÖBETÇİ BIRAKILAN ARDÇI BİRLİK VE ONBAŞI HASAN’IN YÜREKLERİ TİTRETEN ÖYKÜSÜ
Merhum tarihçimiz İlhan Bardakçı 1972 yılının 12 Mayıs günü, Mescid-i Aksa’nın merdivenlerinde görür Onbaşı Hasan’ı ve yıllar sonra bu inanılmaz karşılaşmayı kaleme alır. Sayesinde haberdar olduğumuz Iğdırlı Onbaşı Hasan’ı ve hazin hikâyesini şöyle dile getirir rahmetli tarihçimiz:

Mevki Kudüs. Mekân Mescid ül Aksa, Tarih 21 Mayıs 1972 Cuma.
Ben ve gazeteci arkadaşım rahmetli Said Terzioğlu, İsrail Dışişleri rehberlerinin yardımı ile bu mübarek makamı dolaşıyoruz.
Kudüs Kapalı Çarşısı’nda rüzgâr gibi dolanan entarili kahvecilerin ellerindeki askılara çarpmadan biraz yürüdünüz mü, önünüze çıkan kapı sizi Mescid ül Aksa’nın önüne kavuşturur. Mirac mucizesinin soluklanıldığı ilk Kıble’mize yani… Hemen oracıkta, ilk avlu vardır ki, hâlâ bizim lâkabımızla anılır. “12 bin şamdanlı avlu” derler oraya. Yavuz Selim 30 Aralık 1517 Salı günü Kudüs’ü devlete katmıştır da, ortalık kararmıştır. Kendisi ve bütün ordu ile beraber Yatsı namazını o avluda kılar. Şamdanları yakarlar. Tam 12 bin şamdan. O isim oradan kalmadır. Sekiz on basamaklı geniş merdiveni adımladınız mı, o mukaddes Mescid’in bağdaş kurduğu ikinci avluya ulaşırsınız.
Onu o merdivenin başında gördüm. İki metreye yakın bir boy… İskeletleşmiş vücudu üzerinde bir garip giysi… Palto? .. Hayır, kaput, pardösü veya kaftan? .. Değil. Öyle bir şey, işte.
Başındaki kalpak mı, takke mi, fes’mi? Hiçbirisi değil. Oraya dimdik, dikilmiş. Yüzüne baktım da, ürktüm. Hasadı yeni kaldırılmış kıraç toprak gibi. Yüz binlerce çizgi, kırışık ve kavruk bir deri kalıntısı.
Yanımda İsrail Dışişleri Bakanlığı Daire Başkanı Yusuf var. Bizim eski vatandaşımız. İstanbullu. “Kim bu adam” dedim. Lâkaydi ile omuz silkti. “Bilmem.” diye cevap verdi. “Bir meczup işte, ben bildim bileli, yıllardır burada dururmuş. Çakılı gibi, hâlâ duruyor ya… Kimseye bir şey sormaz. Kimseye bakmaz, kimseyi görmez.”

Kan mı çekti nedir. Nasıl, neden, niçin hâlâ bilmiyorum. Yanına vardım. Türkçe “Selâmünaleyküm baba” dedim.
Torbalanmış göz kapaklarının ardında sütrelenmiş gibi jiletle çizilmişçesine donuk gözlerini araladı. Yüzü gerildi. Bana, bizim o canım Anadolu Türkçemizle cevap verdi:
– “Aleykümüsselâm oğul…
Donakaldım. Ellerine sarıldım, öptüm öptüm…
– “Kimsin sen, baba” dedim.
Anlattı ki, ben de size anlatacağım.
Ama evvelâ biliniz. O canım Devlet çökerken, biz Kudüs’ü 401 yıl 3 ay 6 günlük bir hâkimiyetten sonra bırakırız. Günlerden 9 Aralık 1917 Pazar günüdür. Tutmaya imkân yok. Ordu bozulmuş, çekiliyor, Devlet, zevalin kapısında. İngiliz girinceye kadar geçen zaman içinde yağmalanmasın diye oraya bir artçı bölük bırakırız. Âdet odur ki kenti zapt eden galip, asayiş görevi yapan yenik ordu askerlerine esir muamelesi yapmaz.
Anlattı, dedim ya. Gerisini tamamlayayım.
– “Ben, dedi, Kudüs’ü kaybettiğimiz gün buraya bırakılan artçı bölüğünden…”
Sustu. Sonra, elindeki silahın namlusuna sürdüğü fişekleri ateşler gibi zımbaladı:
– “Ben, o gün buraya bırakılmış 20. Kolordu, 36. Tabur, 8. Bölük, 11. Ağır Makineli Tüfek Takım Komutanı Onbaşı Hasan’ım”
Yarabbi. Baktım, bir minare şerefesi gibi gergin omuzları üzerindeki başı, öpülesi sancak gibiydi…
Ellerine bir kere daha uzandım. Gürler gibi mırıldandı:
– “Sana, bir emanetim var oğul. Nice yıldır saklarım. Emaneti yerine teslim eden mi?”
– Elbette, dedim, buyur hele…
Konuştu:
– “Memlekete avdetinde yolun Tokat Sancağı’na düşerse… Git, burayı bana emanet eden kumandanım Kolağası (Önyüzbaşı) Musa Efendi’yi bul. Ellerinden benim için bus et (öp). Ona de ki…
Sonra, kumandanı olduğu takımın makinelisi gibi gürledi:
– O’na de ki, gönül komasın. Ona de ki, “11. Makineli Takım Komutanı Iğdırlı Onbaşı Hasan, o günden bu yana, bıraktığın yerde nöbetinin başındadır. Tekmilim tamamdır kumandanım dedi, dersin…”
Sonra yine dineldi. Taş kesildi. Bir kez daha baktım. Kapalı gözleri ardından, dört bin yıllık Peygamber Ocağı ordumuzun serhat nöbetçisi gibiydi. Ufukları gözlüyordu. Nöbetinin başında idi. Tam 55 yıl kendisini unutuşumuzdaki nâdanlığımıza rağmen devletine küsmemişti.
Yıllar Sonra Merhum İlhan Bardakçı bu hatırasını, TV’de anlattığında zamanın genelkurmay başkanı onu arar ve bu aziz askeri bulmak için aracı olmasını ister.
Bardakçı sonra şunları yazar: Hasan Onbaşı bizdendi… O halde unutulmak kaderi idi. Öyle de oldu zaten. Aramadık ki, bulalım. Bulunamazdı zaten. O ki, göklere baş vermiş bir ulu selvi idi. Ve bizler ki, başımızı kaldırmış olsak bile, uzandığı feza ufkuna yetişemeyecek cılız otlara dönüşmüştük. Biz, sadece unuturduk. Unuttuğumuz diğerleri gibi o nöbet noktasındaki elmas mânâyı da unutmuştuk.
Bardakçı, Onbaşı Hasan’ın vefat haberini şu sözlerle duyurmuştu:
1982’de bir gün ajansa geldiğimde bir telgrafım olduğunu söylediler. (Kudüs’teki) Rehberden gelen bir tek cümle yazılıydı: ‘’Mescid-i Aksa’yı bekleyen son Osmanlı askeri bugün öldü.’’
İlhan BARDAKÇI
Mevki: Kudüs Mekan: Mescid’ül Aksa Tarih: 21 Mayıs 1972 Cuma
Son Asker Iğdırlı Onbaşı Hasan verilen görevi ölesiye kadar sürdürmüş ve 1982 yılında hayata gözlerini yummuştu, Vatandan uzak diyarlarda bir garip olarak. Orada bilmeyen herkes onu bir meczup olarak görse de, o kutsal görevini tamamlamıştı. Allah mekânını cennet, rütbesini ŞEHİT eylesin.
Merhum Hasan Onbaşının Mezarı tespit edilememiştir.
İHH İnsani Yardım Vakfı da 2017’de Gazze’de inşa ettiği bir camiye Onbaşı Hasan’ın ismini vermiştir.
############################################################
KUDÜS’TEKİ SON OSMANLI ASKERİNİN FOTOĞRAFI FİLİSTİN’DE BİR MÜZEDE ÇIKTI
Osmanlı’nın yıkılışından sonra Kudüs’teki nöbetini bırakmayan son Osmanlı askerinin fotoğrafı Filistin’deki bir müzede bulundu. 1982’deki ölümüne kadar nöbetine devam eden Onbaşı Hasan’ın kayıp olan mezarını bulmak için de çalışmalar sürüyor. Salı 19 Kasım 2019 14:49 Fotoğraf: AA
Osmanlı Devleti’nin yıkılmasına rağmen Kudüs’ü terk etmeyerek 1982 yılındaki ölümüne kadar Mescid-i Aksa’daki nöbetini sürdüren Osmanlı askeri Iğdırlı Onbaşı Hasan’a ait bir fotoğraf, Filistin’deki özel bir müzede ortaya çıktı.
Fotoğrafı bulan Yunus Emre Enstitüsü Kudüs Türk Kültür Merkezi Müdürü Reha Ermumcu, Batı Şeria’da Tulkerm Belediyesi ve Yunus Emre Enstitüsü’nün ortaklaşa düzenlediği bir resim sergisi sayesinde Onbaşı Hasan’ın fotoğrafının yer aldığı müzenin sahibi Filistinli iş adamı Bessam Bedran’la tanıştıklarını ve söz konusu fotoğrafın böylece gün yüzüne çıktığını anlattı.

Yunus Emre Enstitüsü Kudüs Türk Kültür Merkezi Müdürü Reha Ermumcu / Fotoğraf: AA
MEZARININ YERİ BİLİNMİYOR
Fotoğrafın kopyasını işgal altındaki Doğu Kudüs’te Onbaşı Hasan’ı tanıyan kentin ileri gelenlerine gösterdiğini anlatan Ermumcu, onların da fotoğraftaki kişinin Onbaşı Hasan olduğunu teyit ettiklerini aktardı.
Ömrünün büyük bölümünü Kudüs ve Mescid-i Aksa’ya adayan Onbaşı Hasan’ın hayatını kaybettiği bu kentte nereye gömüldüğünün bilinmediğini kaydeden Ermumcu, “Türk makamları olarak Onbaşı Hasan’ın defnedildiği yeri bulmak için çalışmalarımıza devam ediyoruz. İnşallah en kısa zamanda Kudüs’te defnedildiği yeri tayin edip, buraya Onbaşı Hasan için anıt mezar yapımına başlamayı ümit ediyoruz” ifadelerini kullandı.
ŞEYH SABRİ ONBAŞI HASAN’I TANIDI
Onbaşı Hasan’la tanışan Kudüs Yüksek İslami Heyeti Başkanı ve Mescid-i Aksa Hatibi Şeyh İkrime Sabri de, fotoğrafın son Osmanlı askerine ait olduğunu teyit etti.
Zeytin Dağı’ndaki evinde fotoğrafın dijital bir kopyasını inceleyen 80 yaşındaki Şeyh Sabri, fotoğraftaki kişinin 1917’den vefat ettiği tarih olan 1982’ye kadar Kudüs’te kalan son Osmanlı askeri Onbaşı Hasan olduğunu belirtti.
Onbaşı Hasan’ın Kudüs ve Mescid-i Aksa için “sadakat, mesuliyet, aidiyet ve adanmışlık” sembolü olduğunu belirten Şeyh Sabri şunları söyledi:
‘’Birinci Dünya savaşında olanlardan dolayı Mescid-i Aksa’nın mahzun olduğu günlerdi. Osmanlı yıkılmış ve Kudüs işgale uğramıştı. Onbaşı Hasan sabah namazında Aksa’ya gelir yatsı namazına kadar burada kalır, buranın nöbetini tutmaya devem ederdi.’’
Iğdırlı Onbaşı Hasan’ın cemaatle konuştuğuna pek tanık olmadığını dile getiren Şeyh Sabri, bunun sebebinin muhtemelen Arapçayı çok iyi bilmemesi olduğunu söyledi. 80 yaşındaki Şeyh Sabri, “Onbaşı Hasan’ın kalbi Mescid-i Aksa ile atıyordu. 1982’deki vefatına kadar sabah mescide ilk giren o olur, yatsı namazından sonra da yine mescitten en son o ayrılırdı.” dedi.
“Kimseyle pek muhatap olmak istemeyen kendi halinde bir görünümü vardı. Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşını kaybetmesinden ve akabinde Kudüs’ün başına gelenlerden büyük bir üzüntü duyduğu her halinden anlaşılıyordu. Son derece mütevazı, hatta yamalı bir kıyafet giyerdi.”
Şeyh Sabri, şehirdeki bu son Osmanlı askerinin her gün Harem-i Şerif’in kuzeyinden Kubbetu’s Sahra’ya doğru çıkan merdivenlerin başına gelerek sabahtan akşama kadar buradan ayrılmadığını, adeta nöbet tutarcasına aynı noktada beklediğini anlattı.
“Vefatına kadar Mescid-i Aksa’daki nöbetine devam etti”
Şeyh Sabri, 1982 yılında hayatını kaybeden şehirdeki bu son Osmanlı askerinin nereye defnedildiğini ise bilmediğini söyledi.
Bizim için şeref verici
Onbaşı Hasan’ın fotoğrafının bulunduğu müzenin sahibi Bessam Bedran, 1972’den bu yana Filistin’e dair topladığı tüm tarihi eserleri, kendisine ait El-Mintar isimli müzede sergilediğini söyledi.
Bedran, “Bir Türk olarak Mescid-i Aksa’yı korumuş olan birinin fotoğrafının bu müzede yer alması bizim için şeref ve onur verici. Her şeyden çok onun fotoğrafının burada olması bizim için çok anlamlı” diye konuştu.
Kudüs’ü terk etmeyerek vefatına kadar bu kutsal şehri beklemeye devam eden Onbaşı Hasan’ın hikayesini bu müzeyi ziyarete gelen tüm öğrencilere anlattığını belirten Bedran, “Mescid-i Aksa’yı koruyan herkesle olduğu gibi onunla da gurur duyuyoruz, şeref buluyoruz. Tüm Filistinlilerin Mescid-i Aksa’yı koruyanlarla şeref duyması lazım.” dedi. Osmanlı askerleri Kudüs’ün bir parçasıydı
Eski Mescid-i Aksa Vakfı Müdürü ve Osmanlı dönemi Kudüs tarihi uzmanı Şeyh Nacih Bukeyrat da “Osmanlı askerleri, Kudüs’ü inançlarının bir parçası, kendilerini de Kudüs’ün bir parçası olarak görüyorlardı.” dedi. Osmanlı askerlerinin Kudüs’te 400 yıl kaldıklarını hatırlatan Bukeyrat, şunları söyledi:
“Kudüs’ün İslami kimliğini gayet iyi biliyorlardı ve bu şehre âşıktılar. Kutsal topraklara karşı mesuliyetlerinin de çok iyi farkındaydılar. Yafa’dan Kudüs’e uzanan yoldan tutunuz da su kanallarına kadar nice büyük hizmetlerde bulundular. Yine aynı şekilde Osmanlı ordusu Kudüs’ün etrafına güçlü surlar ve kaleler inşa etti. Bu surların inşası esnasında bin kadar Osmanlı askerinin hayatını kaybettiği biliniyor.”

Osmanlı askerlerinin sadece savaşçı değil, aynı zamanda bir medeniyetin inşasına katkıda bulunan birer mümin olduklarını vurgulayan Bukeyrat, “Askerler Kudüs’te bir medeniyet inşa ettiklerini hissediyorlardı.” şeklinde konuştu.
“Onbaşı Hasan’ın hatırası Osmanlı askerlerinin Kudüs’ün bir parçası olduğuna şahitlik ediyor.” diyen Bukeyrat, “Bugün bu asker hayatta olmasa bile genelde Filistin’in, özelde de Mescid-i Aksa’nın her yerinde bulunan ve Osmanlı askerlerinin katkısıyla inşa edilen sayısız eser, bu şahitliği devam ettiriyor.” ifadelerini kullandı.
Osmanlı askerlerinin “emirlere itaat etmeleri ve disiplinli olmaları” ile bilindiklerini anlatan Bukeyrat, bu özellikleri sayesinde zor şartlara uzun süre dayanabildiklerini, hatta aylarca süren ağır kuşatmalar karşısında bile pes etmediklerini sözlerine ekledi.
ÖZET KAYNAKÇA: İnternet içerisinden, birçok site, kitap ve kaynaklardan faydalanarak hazırladığım özet yazısı, bilinen tarihe küçük bir mum yakmak içindir. Hiçbir maddi gelir için değildir. Adı geçen şahıs, kurum, kitap ve sitelere sonsuz teşekkür ederim.
Derleyen: Mehmet Ali TOPÇU

